Kim Söyler Bu Şarkıyı Kim Dinler?
Mustafa Everdi
Unutan ve unutulan bir ülkenin sıradan çocukları!
Dini önemseyip, Türkiye'yi unutanlar, Türkiye'yi ciddiye alıp dini unutanlar!
Doğu acıların, zulümlerin ülkesiydi doğru ama mutluluğumuz da Doğudur, Türkiye'dir, Türkiye'dedir.
Zamanla bu coğrafyadan kopanlardan bizi ayıran bu topraklarla olan haşr-u neşrimizin kıdemiydi.
Şiddete maruz kalmalar, açlıklar, soygunlar, haksızlıklar, yolsuzluklar bu coğrafya için canlı bir suçlamadır. Milletimizin varlığı zalimlere; soyguncuların varlığı milletimize hakarettir. Milletimizin ağlaması, zulmü kınayan, zalimleri mahkum eden bir karardır. Mazlum rütbesini almak, aşk ve umudun zaferidir. Zalimlerin yüz karasıdır. Tesellinin en son mertebesidir.
Coğrafyamızın her metre karesi, mesihin ve mehdimizin, o gelmezse müceddidimizin gelmesinin bekleme mahallidir.
Yalnız bir yolculuğa çıkmış milletim, dindaşlarını yalnız bırakarak nereye varacaksın? Güç verdiklerinin vurduğu sillelerle insan içine hangi yüzle çıkacaksın?
Aşkın sırrını açiklamak, -devlet sırrını bırakınız- bir mankenin sırrını açıklamaktan daha önemsiz hale geldi. Hiçbir televizyonda, gazetede kendine yer bulamadığı gibi hiçbir şehirde de mekanı yoktur. Küllükler bile bir yer vermez ona. Çünkü sırları açıklamak, amacına varamayanların makamıdır. Başarıya ulaşamayanların, yenilgilerine mazeret arayanların durağıdır. Muhabbet tellallarının baş tacı edildiği bir dönemde aşkın kitabını yazmak elbette gazete genel yayın yönetmenlerine kalmıştır ve bu gerçek unutulmaya terk edilenlerin, nisyan ile malul olanların cezasıdır.
Yollarda Mehdi, mesih, müceddid, gönül kılavuzu ve fikrin üstadını aramanın; vasi, veli, hami, efendi, ağa ve patron edinmenin yanında ne anlamı ve hükmü olabilir?
Ben artık çağdaş bir Hallac'ım, şeriatçı da yan bakar, laikler de... Milliyetçiler, islamcılar, batıcılar da. Bir çıkmaz sokakta kaybolmaktır en sonunda akıbetim. Halbuki plaza ve genel merkezlerde "görünür olmak" modadır.
Dar-ı Mansur da durdum, cami kapısı gibi, abdestin yok deyip almadılar, sen alevi değilsin, dara çekilmek neyine diyenler, Sivas'ı Kerbela yaptılar. Cemler parti merkezlerinde kurultay yaparken bana düşen "hergün aşureyi yaşamak ve her yeri kerbela görmek"tir.
Kadınlarımız saçlarını, evlatlarını idam eden iplere katmışlardır. Erkekler, seslerini, eğitim sahasında silah gibi çatmışlardır. Sevgiye ağu katılmış, ilgileri diken olup batmış ve ağıtları mezarlıklarda çalınan cenaze müziğine dönmüştür. Artık şehit anaları kameralar karşısında vakarlarından soyunmuş ve ağıtlarını sermaye yapmışlardır. En acılı, en derin nehirleri geçip bir kaşık suda boğulmuşlardır.
Laiklerin kuru laf kalabalığı ve İslâmcıların kuru iddiaları ile kurulan mükellef sofralardan herkes aç kalkmıştır. Kürsülerden söylenen, ahmak ıslatan gibidir, ne toprağın çatlamasını önler, ne tohumun yeşermesini sağlar.
Yanyana çatılmış kulübelerden, teneke damlı gecekondulardan ve varoşlardan ne bir şehzade çıkar, ne bir prenses. Seçkin mekanlardan çıkanlar beyaz, besili ve hantaldır, ne bir şehzadeye benzer ne de bir prensese. Herkes birbirini birbirinden habersiz çirkinleştirmektedir. Düşene bir tekme vurma modası yerini çamura düşeni baştacı yapmak devrine bırakmıştır.
Hilkat garibesidir fikrin yavruları, gelinleri Gülistanın cadısıdır. Oğulları bu toprağın tepegözüdür. Ve sağduyunun Deli Dumrul'udur. Akl-ı selimin yolunu kesen eşkiyadır. Herkes aynı ritmle sallanmakta ve medyanın, holdinglerin şarkısına el çırpmaktadır. Cem Uzan'ın korosuna, yeni gözetlemeci gençler katılmaktadır. Kim kızını soyup Nez kılığında sarhoş kusmuklarına meze yapmaktadır? Ve kimler kimlerden hıncal'maktadır. Kinini kim kusmakta; kim buna teşne bir raksa eşlik etmektedir.
Zekat, fitre ve Allah rızası yardımlardan biriken sermayelerle taştan bina dikenleri, toplumsal yükselişe davet etmek, cüzzamlı bir tanık gibi taşlanmıştır. Bu devrin yüzsüzlüklerine şahit olanları koruyan "bir tanık programı", hortumculardan çıkan itirafçıları korumaya alan bir yasa çıkmamıştır. Kim milyarlık yatlara bakıp bakıp Fatih olmaktadır? Yolculuğunu yapayalnız sürdürenler, bir göçün artçıları sanki, yanında yöresinde kimse yoktur. Biçimsiz camilerin, kaba devasa belediye anıtlarının vicdanıdır sanki, sürekli sürgüne gidiyor. Her yola çıkan, "Güneşe göç var da /Kalan biz miyiz?" diye bir acı terennüm sahibidir artık.
Okuduğumuz kitaplardan ambara ne koyduysak gidip ortadoğulu köylülerin saban izlerine ekeceğiz, okul önlerinde esrar satanlar gibi polis takibini göze alıp oltalara takılan çocukları kitap ve sevda türküleri ile zehirleyeceğiz. Dergilerden afyon tarlası kurup, her dadananı iflâh etmeyen bir maceraya sürükleyeceğiz. Bu tarlalara dadananlardan kimileri kokaine terfi edip büyük sermayenin yaldızlı dergilerinde, cemaatimizden aşırdıklarını satarak büyük rantlar elde edecek, ama mutlu olamayacak.
Afganistan, Pakistan, Mısır, Suriye, Irak, Tunus, Sudan, Cezayir, İran kıraçlarından getirilen cılız tohumları bütün bir Türkiye'ye ektiler. Saksılarda büyütmek için büyük yatırımlar yaptılar. Medine vesikası gibi hatıralarla "mansiyon" ödülü aldılar. hepsi iklime, toprağa, zamana uyumsuzluktan soldu, kurudu, botanik bahçelerinde unutuldu.
İbrahim milletinin değerleri ve bu toprağın tohumları, gönlümüzün kuyumcu kasalarında saklanıyor, Moda çayevinde iki gence aktarılıyor ya da bir polis-mafya-siyasetçi üçgeninin merkezine sancak gibi dikiliyor. Ahlakın isyanı, öncelikle ahlak tacirlerine ve din simsarlarınadır. Artık Dirilişin amentüsü, Kabbalanın sırlarıdır. En gizli ritüellerin baştacı, şeref misafiridir. Medyanın kör noktasında ve siyasilerin çok uzağındadır.
Bütün sırlarımızı, en güçlü fırtınalarda, şehirlerin cumhuriyet meydanlarında rüzgarın önüne katacağız, bozkırlarda türkü söyleyen çobanların ağızlarına katacağız, bir fay hattında arayacağız görkemini, kambiyo senetlerini kabul eden banka kasalarında saklayacağız.
Kadri kıymetini bilmeyenlere açık etmeyeceğiz artık ve mahsup etmeyeceğiz hiçbir alacağımıza. Onu sabah şarkılarının en mutena nakaratına katacak, akşam seanslarında neonlu lâmbaların gözbebeğine tıkacağız, Prime time'larin en avami dizilerinin jeneriğine korsan bir yazılımla ekleyeceğiz.
Söyleyin bize, yasaklansaydı ne olurdu sözümüzün akıbeti? Söylemek risk olmaktan çıkınca mı anlam kaybına uğradı cihat çağrılarımız.
Tanrıya şükür belediye otobüsleri gibi, hep aynı yolu arşınlarız durmadan. Kimisi beş yapar devrini, kimisi sonsuz. Doğal gaza katılan sarımsak kokusu gibiyiz biz. Bir arıza olmadan kokusunu alamazlar, sesini duyamazlar, hayalini göremezler.
Kim bizim ideallerimizi bir sabah vakti çöp kamyonlarına attı. Çöplüklerden ekmeğini kazananlar dışında kim aramaktadır en kıymetli kayıplarımızı. Manevi mimarlar yerini toplum mühendislerine ne zaman terketti?
Ve kim buna bakıp bir damla gözyaşı döktü.
Kim gözyaşı medeniyetlerinde boğuldu Dicle ve Fırat sahillerinde.
Kim yaklaşmaktadır aşkın gerçeğine, kim, hergün bir medya davetine katılıp hiç bir şey söylemeden dönenler mi?
Yoksa yalnızlığın en sessiz yerinde seslerine bir karşılık almadan ağlayanlar mı? Kim bekliyor yeni bin yılın müceddidini, ilk önce kim görüp haber verebilecek? Taş binalarda korunmaya alınanlar mı yoksa ufka gözlerini dikip gerçeğin gemisi gelecek diye çıplak bakışlarına bütün anlamları yükleyenler mi?
Kim buğday talebinden nefes talebine terfi edecek? Ve kırk yıl bu milletin dergâhına eğri odun taşıyacak?
Kendisini ve gerçeğini taşıyacak.
Bütün ağırlığı ve acılığı ile.
Kim?
0 yorum:
Yorum Gönder