13 Ocak 2010 Çarşamba

ADALET ÖLMEZ

Mustafa EVERDİ

22.05.2001

"Işık doğudan kanun batıdan gelir" demişler Romalılar. Kanunlarımız batıdan geliyordu, ulaşmak istediğimiz "muasır medeniyet seviyesi" idi.

Batıdan gelen her değer için bağrımıza taş bastık, inançlarımızın kamusal hayattan dışlanıp vicdanlara itilmesinin baskısını yaşadık.

Bütün mütekebbir tavırlara bakarak bugün içinde bulunduğu duruma Bakarak "biriniz birinizden biriniz ABD'den bulun" mu diyeceğiz?

Yoksa sorumluluk duyarak yeni toplumsal rollere mi soyunacağız? Soyunsak bile kendimize bir muhatap bulabilecek miyiz yoksa kendi kendimize gelin güvey mi olacağız?

Milletin değerlerine ve evlatlarına kapalı kalan despotlara mı yaklaşacağız? Haydar Baş grubunun ve Meltem TV'nin yaptığı gibi? Perinçek Grubunun türevi olmaya mı soyunacağız? Yoksa ABD ve AB'den güç alanların demokrasi ve siyaset değerlerine alkış tutarak onların adaletine mi sığınacağız?

Türkiye'nin kafası karışık. Enis Öksüz'ün siyasetin gücünü azalttığı, zamanın farkında olmadığı için denetim imkanlarını kaybettiği için direndiğine mi karar vereceğiz yoksa milli bir refleks olarak "manda"cılığa karşı geldiğine mi karar vereceğiz?

Arnold Toynbe'nin "zealot" ve "herodian" tanımlarına müracaatla, Enis Öksüz'le ancak makinalı silaha ok ve kılıçla karşı çıkmak, Kemal Derviş'le batıya ancak işçi ve pazarına tüketici olmak tercihi arasında sıkışmış halde içgüdülerimiz ile aklımız arasında bir patolojik bunalıma mı itileceğiz?

Yoksa, milletin hesabı tutmaz ama ahı tutar diye olanlara bakarak seyirci koltuğunda kahvelerimizi içerek biriniz ABD'den biriniz Allah'tan bulun diye mi şükredeceğiz. Yoksa bu devirde hiçbir milletvekili, bakan, yüksek bürokratın akrabası, oğlu, kızı değiliz, diye bizi koruyan ve ateşten gömlekten uzak tutan çizgimizi sabit ve istikrarlı bir duruşa mı çevireceğiz?

Rol ve sembollerin dağıtımında milletin değerlerini ve evlatlarını uzak tutan "ensest" bir yönetimin sonunun ancak bu kadar zillete düşebileceğine karar vererek biz demiştik öğünmesi içinde mi olacağız?

George W Bush'un mektubuna bakarak; "Biz saz çaldık siz oynamadınız Biz yas tuttuk siz ağlamadınız" Diyerek kenarda mı duracağız? Olup bitenlerin bizi, çocuklarımızı ve torunlarımızı yaralayan, idrakimize "deli gömleği" giydiren yeni bir dönem olduğunu anlayıp kendi çaldığımız saza oynayan, kendi yas ve kederimize ağlayan bir istikamet içinde mi olacağız?

Devletin küçülmesinden bahsedenlere katılarak güçsüz, aciz, dizleri üzerine çökertilmiş bir devletin yeteri kadar küçüldüğüne karar vererek bu kadar da olmaz diyerek yerimizden doğrulup, Osman Gazi'nin Vasiyetine yeniden kulak mı vereceğiz?

Güçsüz iktidarlar zorba ve diktatörler kadar zulme yol açabilir olduğunu anlayıp "Güçlü Devlet-Milli İktidar" sloganının Türkiye'nin yeni çıkışına bir çözüm olduğuna mı karar vereceğiz? Eğer milletvekili olmanın, bakan-başbakan olmanın milleti temsil noktasında bir şerefi varsa bir de temsil namusu olduğunu unutanlara inat, aydın olmanın milletin sesi ve namusu olduğuna karar verip yerimizden mi doğrulacağız?

Devlet küçülürse; 1-Hukuku tanımayan ve ona boyun eğmeyen kişi/grup/oluşumlar ortaya çıkar

2-İlişkilerinde ve işlerinde hukukun, kanunun ve hâkimin hükmünü kabul etmeyenler zuhur eder.

3-Kendisi kazanmadığı halde malları gasp eden, kendisi hakkından fazlasını aldığı halde başkalarına gereğinden azını veren iktidarlar vücut bulur. Diyenlerin haklı olup olmadığı konusunda düşünmekten kendimizi alıkoyacak mıyız?

Tarih hafızaya, ilim zekâya, sanat içsel ilhama seslenirse adalet vicdana seslenir. Bireysel vicdanlarımız uyuşursa kamusal vicdan kötürüm olur. Bugün Türkiye'de her alanda olduğu gibi kamusal vicdan duyarlılığını yitirmiştir.

Aristo, Büyük İskender'e güç veren akıl ve ilimdir. Bugün İskender'ler, Fatihler, M. Kemaller çıkmıyorsa Türkiye'den bir Aristo çıkmadığı içindir, diyebilecek miyiz?

Aristo adaleti; 1-Malların ve itibarların dağıtımında, 2-Alım-satım ve değişim gibi iradeyle yapılan işlerde 3-Haksızlık ve tecavüz bulunan şeylerde aramaktadır. Kelime anlamı olarak adalet:"aşırı uçların ortasında bir yer alıp eksik ve fazlayı orta yola getirmek, yüklerde denklik, ağırlıklarda ölçülülüktür. Bu anlamı aradığımızda şehirlerde seyreden otomobil sayısı ile değil, ülkede güvenlik ve huzur içinde yaşayan insan sayısı ile, mahkemesinde, hastanesinde, mektebinde ve pazar yerinde zengin ve fakir, güçlü ve güçsüz, kadın -erkek ayrımı yapılıp yapılmadığına da bakan bir adalet anlayışı içinde olup olmadığımızı sorgulayıp bu anlayışı egemen kılmak için bir çaba gösterme zaruretini duyacak mıyız?

Batıdan, demokrasi, insan hak ve hürriyetleri bekleyenler, eğer bu gelecekler için ABD para yardımı (borcu) verilmesinden daha fazla şart koştuklarını anlamak istemiyorlarsa kendi çaldığımız saza oynayıp kendi yasımıza ağlamaktan başka çare kalmış mıdır? Milli devlet milletin yüzyıllar içinden devredile gelen değerlerinin ve milletin iradesinin egemen olduğu devlettir.

Güçlü milli bir devleti gerçekleştirmeye engel olanlar ister Atlantik ötesinin temsilcileri ister yerli despotlar olsun farkları kalmamıştır. Milletten güç almayanlar ve millete devletin gücünü aktarmayanlar egemen batı karşısında çaresiz bir bebek gibi teslim olmak zorunda kalmışlardır/kalacaklardır. Millete teslim olmak batıya teslim olmaktan daha zor gelmeyenlerle ittifak yapmak için başka hiçbir engel kalmamıştır. Böyle bir ittifakın temelini atacaklar, Amerikan yardımları ile değil

"Misak-ı Millî" yemini ile işe başlayacaklardır. Tarihte olduğu gibi. İbret alınmazsa tarih tekerrür eder ama ibret alınmazsa da Adalet Ölmez.

Adaleti Türkiye'de bir bakanlığın adı olmaktan çıkarıp gerçek ve kapsamlı anlamına ulaştırmadan ortak bir zemin bulmak mümkün olmayacaktır. Bu da bir hamaset. Adalet ölür diyenler Türkiye'nin görünen yüzüne bakarak haklı çıkabilirler. Türkiye bugün haklı çıkanlarla "hakikati arayanlar" arasında bir yarış ve rekabete açılmıştır.

Haklı olmayı seçenler haklılığın tadını çıkaracakları bir zemin de bulamazlarsa o zaman yeniden sesleneceğiz: Hakikat adalet gibidir. Yanına çekemezsin ancak ona yakın düşmek ve hakikate ulaşmak vardır.

0 yorum: