13 Ocak 2010 Çarşamba

HANİ ŞARKIMIZ VARDI?

Mustafa Everdi

Yarım kalan bütün yolculukları tamamlamak için bir yola hazırlandık. Bu hazırlanış nesillerin ilk macerası oldu. Geride bıraktıklarımıza bakmadık, özlemi unuttuk; bir davaya bir yola, bir ideale kilitlenmenin bütün sıkıntılarını yoldaş eyleyip kendimize rehber aldık. Rüzgarın sesine ses veren bir yankı bulamadan uğraklarda oyalanmadan bulutlara değdi başımız. Yaylalardan doldurduk torbalarımızı, metropollerde katık ettik nefeslerimize. Ovalardan aldığımız hızın, düşüncelerimize kanat taktığı bir ortamda rüşde erdi ideallerimiz. Bizimle büyüyen bir Türkiye idi Büyük Türkiye. Bütün ağırlıklarına, çamurlu yolların sırtımıza eklediği bagajlara inat bir fetih coşkusu ile kuşattık kaleleri. Kaleler bir turnike gibi eklendikçe önümüze daha azimli yürüdük seferlere.

Seferler okullarda, işyerlerinde, kongrelerde ve Ankara yollarında. Görüş alanımızda bütün bir vatan sathı, haberdar kılmadan kimseleri, irrasyonel bir sevda uğruna koşularımız. Belki aradığımız dilberin de haberi yok, kendi kendimize gelin güvey olarak genişlettik yüreklerimizi. Milletin terkedilmişliği, ilgisizliği, itilip kakılmışlığı bir kader olmaktan çıkacak bir rüyaydı artık. Millet çölde susuz kalmış dikenler gibi döküldü yollara, okul bahçelerine, kura ve sınav kuyruklarına. Hiçbir torpil bulamadan, hamil-i kart taşımadan bir iddiaya girmenin parıltısını taşıdılar gözlerinde. Tek geçerli mazeretleri; çocuklarının mürüvveti; istikbalin somut bedenleriydi. Taze bir fidanın istekli coşkusuyla büyüdü bedenlerimiz. Belki bir gül idi kimine kuşku saçan bir umut, kimine diken olup “zararlı” ilan edildi, “sakıncalı” olmak bir kaderdi artık, imam-hatipliye, imanlıya, namazlıya, bir dönem geldi solcuya, marksiste, aleviye,sünniye. Yolu açık olmanın tek niteliği; tavırsız, tepkisiz ve inançsız olmak, boş nazarlarla bakıp “ ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu” diye fısıldamak. Kaderimiz, yetersizlik oldu, bütün sınavları başardık mülakat bize karşı icat edildi.

Bir diken görüldüğümüz kesindi, ülkenin orkidesi, gözlerden ırak ve ayakaltında. Ufkumuzun sınırsızlığında hülyalar bizimleydi, sınırlılıklarının sınırında onlar. Hayatımızın bir yönü yaşama, bir yanı ölüme açılan döner kapılara dayandı. Biz birinden ötekine ne zaman geçeceğini bilemeyen bir saflıkla çarptık kapılara. Ovalarda, yaylalarda uçmayı bilirdik, şehirlerde yanlış kurulmuş bir hayatın hem faili olduk hem mağduru. Tanımsız, biçimsiz, kavramsız, köşesiz adamların yürüdüğü bulvarlardan ara sokaklara saptık, yeteneklerin virane misafirleri görkemli binalara girip çıkmaz oldular. Şehirlerde huzurun adem babaları yer buldu, biz gösterişli diplomalarımızla bir köşe tutamadık. Terkedilen bütün köşeler kapıldı, dönüldü ve atı alan Üsküdar’ı geçti. Yetersizliğin parlak ambalajı istihbaratın, ordunun, bürokrasinin ve meclislerin gözünü kamaştırdı. Bilinçleri kamaşan bütün yönetimler, yakını görmeyen ihtiyarlar gibi unuttular bizi bulunduğumuz odalarda. Yaygaranın maç spikerleri yükselen değer oldu, anlamsızlığın filozofu ve medyanın maydanozu. Türkiye Pirüs zaferinin taklarını dikti her bayramda, tembelliğin kaktüsü gibi. Ve nutuklar attı sağırlar topluluğuna, belgeseller gösterdi körler grubuna ve inanç yüklemeye çalıştı, bozuk disketlere, hedefler gösterdi yüreksizlere. Mujiklerin aristokratlık tasladığı paparazzilerde figüran olup baş aktör sandı kendini ve aldattı sosyal bir toplumun bütün fertlerini.

Erdemlerin çörek otu kurudu saksılarda, ibretlerin acı kahvesi telvesiz fincanlarda. Bütün yaygaralar bir tören klasiği içinde tekrarlandı kokteyllerde, salonlarda. Salonlar bir riyanın kutsanma ritüellerine döndü ve sokaklar çalışkanlığın, emeğin ve yoksulluğun deve dikenleri ile doldu. Millet uzun yol şoförü olsaydı dünyayı kaç kez dolaşırdı bilinmez, hesaplanmaz bir cebir sorunu olurdu. Monotonluğu dert etmezdi, dinazorlara tahammül edebilirdi, kıstırılmışlığın saldırgan köpeği gibi ses çıkarırdı, horozlanabilirdi, şimdi iktidarın umutsuz destekçisi ve istikrarın yorgun bekçisi, muhalefetin sessiz iç geçirmesi.

Ey devletlüler, milli güvenlik kurulu üyeleri, devletin sahipleri ve yalova kaymakamları: Güvenlik soruşturması yok muydu hırsızlara, vurgunculara ve soygun düzeninin parazitlerine. Hep bize mi çalıştı bu uygulama ve namazımız bir kambur gibi sırtımıza yapışmış göründü gözlerinize. İnançlarımız cüzzam oldu; yolumuz islam, ülkü yolu ve sosyalizm. Herkesi eşit kıldınız inançsızlıkta, köşeyi dönmek ve soygun yolunda. Yükselttiğiniz bütün paradokslar cezaevlerinde yer bulamaz oldular kendilerine. Analizleri şaşırdı. Hani yol onlara, tekme bizlere ve gidiş muasır medeniyete ve çağdaşlığa idi?

Soygun olmayan bir hücre kalmadı bürokrasinin bütün odalarında. Biz degeme kapılarında iken onlar bütün birifinglerin baş davetlisi idi.

Bugünse biz ovalarda uçurtma uçururken onlar Ağır Ceza kapılarında, sorgu odalarında ve tutuklanma sıralarında. Bu gidişle kim kalacak masum ve temiz? Kim atacak ilk taşı günahkara? Ne zaman dönecek devir ve hesap? Kim tutacak elinizde kalan her parçayı gönül tutkalıyla yapıştırıp birliği ve bütünlüğü sağlayacak?

Biz olmazsak, biz bir ideal için uzun yürüyüşlerde kaybolanlar, marksistler, sosyalistler, ülkücüler ve islamcılar –hatta kürtçüler-; bütün yollar çıkacak Silivri’ye, Silivri’de bir cezaevine! Ki Hilton oldu oralar, çalınanlardan arta kalanlarla. Ve çıkarılan aflarla. Kim taşıyacak bu yükü, inançsızlığın heykellerini inşa edenler, soygunun sistemini kuranlar ve vurgunun şarkısını besteleyenler mi?

Hani şarkımız vardı? Yüzyılların bestesini dillendirecek ve bir uçtan bir uca bütün ülkeyi bahar kılacak? Neden tükendi bütün şarkılar ve sadece bir ezgi kaldı. Anlamı kayan ve yazıldığı bağlamdan kopan? Kader mahkumlarının çığlığı iken şimdi moda olan ve beyaz yakalıların ve omzu dolu olanların, milli marşı olan ezgi. Sözler aynı sadece söyleyen ağza yakışmıyor ve uymuyor:

“Hapisanelere güneş doğmuyor”

1 yorum:

Kemal dedi ki...

Sayın Everdi
Bulunouğunuz yer güzelmiş ama güzelleştiren biraz da sizsiniz herhalde.
çünkü yazı ve resimle belde olduğundan daha güzel izlnimler edinmemize yol açıyor. Selamlar Dursun demir