<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333</id><updated>2011-10-10T04:13:22.975-07:00</updated><category term='Dil türkçe hint Avrupa'/><category term='yaşlılık'/><category term='Cindoruk'/><category term='hayat'/><category term='Emekli'/><category term='Demirel'/><category term='emeklili'/><title type='text'>meverdi</title><subtitle type='html'>Fikir Kültür Demlenme</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>13</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-7822000154108239601</id><published>2011-10-10T04:13:00.000-07:00</published><updated>2011-10-10T04:13:23.036-07:00</updated><title type='text'>ALMANYA ACI VATAN</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: center;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 5;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 4;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;23-30.04. 2011&lt;/div&gt;Mustafa Everdi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;b&gt;İstanbul’dan Münih&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Almanya, çocukluğumuzdan bu yana gurbetçilerden her destanını dinlediğimiz bir acı vatan. “Almancı” bütün gurbetçilerin ortak adı olmuş. Biliyoruz ki Almanya dışında da gurbetçilerimiz var. Ancak anonim olunca belirleyici bir ülke oldu Almanya.&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Yurtdışına seyahat planları yaparken Almanya benim için bu nedenle öncelikliydi. Üniversite öğretiminden önce lisenin zorunluluğu gibi. Ancak Almanya turları düzenleyen fazla şirket yoktur. Almanya’yı gezmek isteyenlerin orada mutlaka bir akrabası, tanıdığı, yakını vardır. Buradan gidip orada yakını ile buluşunca Almanya’yı gezmek mesele değil. Üstelik masraflı olmaz, yabancı yerler, yabancı dile zorluklarını yaşamaz, yakının rehberliğinde Almanya’yı fiziken gezip ruhuna dokunmadan döner gelirsin. Bu nedenle ben bir turla gitmeyi kafaya koymuşum. Nihayet bir firma bu turun reklamlarını yapıyor. Fiyatlar da mazbut. O halde yazılalım bakalım, dedim. Kader önümüze ne getirirse onunla yetiniriz. Yoksa yazı tura atıp sonuca göre gitmeye veya vazgeçmeye karar vermek de bir tercihtir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Zaten İtalya’nın verdiği 90 günlük çoklu (multi) vizem var. Sona yaklaşıyor. Bari vize boşa gitmesin baskısı da var üzerimizde. Cimriliğimiz pardon muktesit biri oluşumuz zaten herkesin bildiği ancak bir benim kabul etmediğim bir gerçek. Bu nedenle bir vize parasıyla iki ülkeyi gezmek kısa ömrümüzün de kârı olacak. Vize derdi, parası ile uğraşmadan bir yurtdışı gezisi daha yapalım bakalım diye kendimi teşvik edip duruyorum zaten. Bu gazın verdiği hızla tur tarihinden neredeyse 3 ay önce yazıldım. Tabii parayı peşin almadan sizi dahil etmiyorlar. Böylece Euro’nun yükselişinden etkilenmemiş oluyorum, hayıflanmam da gerekmez. Artık zamana kaldı her şey. 23 Nisan turuna katılmak için vaktin gelmesini beklemekten başka bir iş kalmadı bana.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu tur firmalarının çoğu İstanbul’da. Para ve paralarını yemeyi, gezmeyi, dünyayı tanımayı kafaya koymuş insanların çoğu da İstanbul’da. Bu nedenle tur İstanbul’dan hareket ediyor. Ankara’da birkaç firma var, yurtdışı turlar düzenleyen. Ankara&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;mazbut ve ulusalcı insanlarla dolu, Misak-ı Milli’den dışarı çıkmayı yabancı ajanlığı gibi görüyorlar. Eh katılan az olup Ankara’nın bir de İstanbul’a intikali sözkonusu olunca Ankara’dan tur fiyatları yüksek. Ankara merkezli şirketlerin Almanya turu var mı yok mu emin değilim. rastlamadım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Bu yüzden İstanbul merkezli şirketin belki de ilk müşterisi olarak yazılmışım. Benim tura katılmam için görev yaptığım Nevşehir’den İstanbul’a gitmem gerek. Uçakla gidemezsin, sabaha karşı kalkıyor uçağımız. Gelişi de bir başka aktarma için uygun olmayabilir. En iyisi otomobille gitmek. Otomobil, benzin, otoban&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;masrafı neyse de TAV’ın otopark ücreti bir yurtdışı seyahat masrafı ekliyor. Ben yedi gün sekiz saat için 209 TL. otopark ücreti ödedim. Varın düşünün. Aktarmalı uçakla gelseniz daha ucuza mal olur. Bu bir soygun diye isyan ve itiraz da edebilirsiniz. Kredi kartlarının yarı fiyatı alınacağına dair vaatleri de yedi günü kapsıyormuş. Sekiz saat geçti diye o haktan da faydalanamadık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;23 Nisan’ı sabah, havaalanında yakalamak üzere Ankara-İstanbul otobanında yol alıyorum. Vakit geçsin diye 3-4 kere mola vererek dura kalka gitmek vakit geçirmek için bire bir. Seyahat, yolculuk için ilk adımı attığınız anda başlar zaten. Ben bu bilinçle güzel yurdumun güzelliklerini seyrederek karanlıklar içinde ilerliyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;İstanbul havaalanındayız. Otoparka otomobili bırakıp çıkış pulunu aldım. Turun bankosunun açılmasını beklemekten başka yapacak iş yok artık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Sabah 5.30’da tur bankosuna görevliler gelince uçak biletini, seyahat programını verdiler. Şimdi biletler zaten elektronik. Kimliği verince uçuş kartını veriyorlar ama tur programı, rehberin telefon numarası gibi ayrıntılar için bankoyu bekledik. Saati geldiğinde uçağa alındık. Ben hemen uyuya kaldım. Uçağın kalkış gürültüsüyle uyandım. Peşinden kahvaltı servisi başlayınca uyu bakalım uyuyabilirsen. Neyse ki THY menüsü artık zengin; üstelik nefis. Hepsini silip süpürmesek ayıp olacak. Yemeği beğenmedi diye üzülebilirler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Sorunsuz bir şekilde Münih’e indik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ortalıkta hâlâ rehberimiz yok. Labirentlerden gidiyoruz. Genel akışa uyunca çıkışı bulabilirsin. Girmişiz gümrük kuyruğuna. Şimdi bunlar ahiret soruları sorarlar; kalacağımız otel, dönüş bileti, vizen niye Almanya’dan değil? Nerde bu rehber, tur görevlisi yok ortada.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Pasaport kontrolü ile sıraya girmişiz. Almanca’mız yok ki şakır şakır anlatalım. Turistik seyahatimiz diye. Almanya Türkiye’den hep iş için, iltica için gelenlere alışkın. Bizim gibi insanlara sık rastlamıyor. O yüzden şimdi bize de kaçak işçi muamelesi yapacak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Önümdeki tur arkadaşlarıma polis hemen bir güçlük çıkardı zaten. Rehber yok ortalıkta, nöbetçi hayırsever olarak bari ben yardımcı olayım diyorum. Biz 20 kişilik bir turla birlikteyiz, deyince sen de ver bakalım pasaportu, deyip 5-altı kişi aldılar bizi içeride bir odaya. Meğer bizim tur, katılanların hepsi için Fransa vizesi almış. Benimkisi de İtalya. Niye Fransa’dan alıp Almanya’ya geliyorsunuz diye bir sorgu sual başladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Neyse ki Almanya eski Almanya değil, rehberi sorup soruşturup bulduk. Yanımıza geldi. Sorunu İngilizce çözmek için devrede. Rehberimiz aslında bu turun Fransa için düzenlendiğini, sonradan iptal edilip ani bir kararla Almanya’ya gelmek kararı verildiğini anlatacak. Hadi Alman için bu sürprizi anlat bakalım. Turun İstanbul merkezi arandı. Fransa turunun sonradan Almanya’ya karar verildiğine dair bir faks bekliyoruz. İstanbul faks için sürekli meşgul olduğunu söylüyor, e-mail yolu yok mu, derken bir saat geçti. Ben bu arada polisleri, komiserleri yokluyorum; Niçe’yi (Frederick Nieczshte) biliyor musun, hayır, Mozart yok. Henrich Hein’i hiç bilmezsiniz siz, diye kafa buluyorum. Eğer imtihan edilmekten rahatsız olup cevap vermedilerse gerçekten durum vahim. Cehalet diz boyu. Gümrüğe biraz entelektüel görevli seçmiyor mu bu Almanlar?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Her şey düzgün işlerse saat gibi işliyor sistemleri. Ama bir stres testine tutarsan çöküyorlar. Bugün oradaki buydu&lt;span style="color: #333333;"&gt;. &lt;/span&gt;Bu durumda&lt;span style="color: #333333;"&gt; &lt;/span&gt;Almanlara getirilen her öneri kabul edilebilir. Tur yazısı bunun için. Kitabına uyduktan, kendisine gerekçe olacak bir belge bulduktan sonra Almanlardan size her kapı açılabilir. Bu nedenle İstanbul’dan gelen, turu düzenleyen şirketin faksını belge kabul ettiler de Almanya vizesi olmadan Almanya’yı gezme imkanını elimizden almadılar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Nihayet giriş için pasaportları damgaladılar. İlk denemede geçen yol arkadaşlarımız otobüste bizi bekliyorlar, ağaç olmuşlar. Biz Alman zulmünden yeni kurtulmuşuz, söylenecek bir şey yok. Otobüs güzide yolcularını alıp hareket etti. Münih panoramik turu başlayacak. Eski şehrin yakınlarında otobüsten inip çevreyi gezmeye başladık. Parlamento binası, Meryem Ana Katedrali. Geniş caddeleri ile eski şehir bile bir&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ferahlık içinde. Caddelerdeki işyerleri markalı mallar satan dükkanlardan geçilmiyor. Caddeler sokaklar, ızgara modelinde birbirini dik kesen düzenli bir şehir planı için iyi bir örnek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Tura katılanlar İstanbul’un Kadıköy, Şişli sakinlerinden. Tabii o kadar sakin değiller; kazandıkları para ile dünyayı gezmek istiyorlar. İçlerinde dullar, emekliler, mühendisler, işadamları. Zengin olanın kitap okumaya ihtiyacı olmadığının bilincinde olan insanlar. Bu yüzden Almanya seyahatini Stetson marka tavşan tüyünden fötr şapka ile taçlandırmak her şeyden önemli. Yine de kendisine saygısı olduğu için başında taşımak yerine özel kutusunda bu şapkayı taşımayı tercih etmesi kendisine yeni puanlar kazandırır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Çünkü büyük kutu özel, el tutulacak yerinden tutup taşımak; parası olduğunu hem de çok olduğunu, böyle zevklerine Eurolar harcamayı bilen, yaşamaktan ve gezmekten zevk aldığını anlatan bir işlevi var. Bizim gibi haykırmıyor; sessizce ifade etmiş oluyor. Üstelik benim gibi bir de bunun destanını yazma zahmetine filan katlanmıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Herkesin grubu var, eşleri ile gelenler, arkadaşı olanlar. Bir ben varım bir de Almanya’da kardeşi ile buluşup gezmeyi düşünen bir Çanakkaleli, yalnız ve garibiz. İlk panoramik turda kardeşine ulaşıp buluşma derdine düştü; buluşunca bizi terk etti ta dönüş uçağını beklediğimiz salonda bize katılana kadar. Böylece ben kader arkadaşımın birlikteliğinden istifade edemedim. Almanya’ya vize almak zor olduğu için bu tura katılmış; kardeşini görüp dönecek. Tur bedelini yatırmasına rağmen ne otelde kaldı ne imkanlardan faydalandı. Kardeşiyle buluşması yetti de arttı bile. Bize yokluğunda geri dönmeyecek, iltica edecek, kaçak işçi olarak kalacak diye tur boyunca dedikodusunu yapma imkanı verdi. Böylece can sıkıntısı çekmedik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Ben yalnızım ama beni yad ellerde garip bırakmamak, dindar bir insanın duygularına ortak olmak için Meryem Ana katedralinden başlattı acentemiz şehri tanımaya. İbadethane, din adamları, ritüeller ve bizim gibi turistler. Katedral uzunlamasına dikdörtgen bir bina. Klasik haç şeklinde değil. Artık otobüs saatine kadar Münih’in merkezinde gezinmemiz; Karl Platz, Fraunkirche, Türk Caddesi, Belediye Binası, Marien Platz görülecek. Akşam yemeği için tedarik yapılacak. Bir francala ekmek 2,5 Euro, küflü beyaz peynir kg 62 Euro’dan 83 gramı 5,5 Euro, toplam 8 Euro’ya mütevazı bir yemek. Neyse ki geldiğimiz otelde odalarımızda, su ısıtıcısı, fincanlar çay ve kahve var. Artık mükellef bir çilingir yemeği beni doyurur. O kadar uzun yol, hemen banyo ve uyku ihtiyacını akla getiriyor. Tam 2,5 saat uyuduktan sonra 15 Euro verip şehir merkezine gitmektense bugünü dinlenmeye ayırmak daha iyi olacak, diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerin hakkını vermek kolaylaşır böylece. Gece Ankara’dan İstanbul’a otoban’da otomobil yolculuğu, havaalanı, uçak, gümrük macerası ve nihayet panoramik turdan sonra külçe gibi yığılmamak zor iş. Dinlen ve turun hakkını vermeye hazırlan. Tam da istediğim gibi oldu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sabah erkenden uyandım. İyi dinlenmiştim. Kahvaltıdan sonra ekstra Salzburg turu var.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;Tarihin ve Müziğin Başkenti Salzburg&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Salzburg Avusturya’nın en güzel şehri. Tarih ve coğrafya bu şehri güzelleştirmek için elinden geleni yapmış.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Mükemmel doğasıyla, gölleriyle ünlü ve klasik müziğin dehası Mozart’ın şehri. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Tabii ben Mozart’tan değil Salzburg’un hikayesini Stefan Zweig’den dinlemişim. Stefan Zweig büyük şehir gürültüsünden uzak, kırlık ve yemyeşil, daha önemlisi Avrupa’nın belli başlı merkezlerine kısa sürede ulaşacak bir noktada olduğu için Salzburg’u seçip yerleşmişti.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Şehrin karşısında uzanan Alp dağlarına, sivri damlar ve kuleler yığınını kuşbakışı görme imkanı veren kalesiyle övgüsünü okumuşuz. Şimdi okuduklarımız gerçeğe uyuyor mu onu öğreneceğiz. Büyük şehir gürültüsü olmadığı dışındaki bütün okuduklarımızı yaşatıyor şehir. Yalnız turistlerin işgali ile bir kalabalık ve gürültüye esir olduğu kesin. Eh olacak o kadar kusur, kadı kızında, pardon kültür şehri Salzburg’da. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Salzburg (tuz burcu, kalesi) demek. Malum İngilizce tuz &lt;i&gt;salt&lt;/i&gt;, demek. Artık Almanca’da &lt;i&gt;salz&lt;/i&gt; olması büyük fark değil, diye bir çıkarım yaparsınız. Kaya tuzlarıyla ünlü. Arnavut kaldırımlarıyla, bahçeleri, kalesi, manastırıyla. Bir tepeye kurulmuş kaleye ulaşmak için otobüsten indikten sonra cennet bahçelerinden tura başlıyoruz. Dikdörtgen bahçe; heykeller, çiçekler, bölünmüş alanlarıyla klasik Avrupa bahçesi. Nehrin kenarında yürüyüp tarihi köprülerden geçtikten sonra Altınyol’a giriyorsunuz. Kaleye ulaşmak için dik bir bayırı tırmanabilirsiniz. Veya teleferikle çıkabilirsiniz. On kişilik gruplara indirim var. Biz ancak yedi Türküz. Üç de Alman-Avusturyalı bulup grup indirimini sağlamak istiyoruz. Hemen bir organizasyon. Ancak üç gavur bulmak, bulsan anlatmak, anlatsan ikna etmek mümkün değil. Örgütlenme Türklerin genlerinde var. Ama bu yabancılar böyle bir organizasyona dahil olmak için çok isteksizler, bireysel inisiyatif yok adamlarda. Döşenmiş raylar ve çekilmiş çitler arasında yaşamaya alışkınlar, farklı bir inisiyatife ve organizasyona anlamsız bakıyorlar. Belki de bizim yabancı dilimiz amacımızı anlatmak için yetersiz. Mecburen 10 Euro’yu toslayıp teleferike sıkışıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Kale, toplarıyla, müzeleriyle, bölümleriyle bitecek gibi değil. İşkence aletleri müzenin en ilginç bölümü. Ayrıca kafeler, lokantalar&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kaleden Salzburg’u seyretme terasları… Tadına tam varabilmek için bir ömür burada yaşamak gerekir. Bizim gibi geçerken bu dünya güzelliğini seyretme telaşı,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;şehri ve önünüze serdiklerini içselleştirmenizi önlüyor.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Tepeden seyredince, nehrin kıvrılışını, önemli binaların bu meyli izleyişlerini, karşıdaki dağları, yeşilliği, maviyi aynı anda bir tarih penceresinden seyreder gibi şehrin sahip olduğu kimliğe imrenerek bakarsınız.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Mecburen tadımlık bir izlenimle yetinip aşağıya iniyoruz. Salzburg tuzlarıyla ünlü. Bir tutam tuz ve değirmen almak 15 Euro. Olsun ben çekiçle ezerim diye aldığınız tuz da banyo güzellik tuzuymuş. Olur o kadar, bildiğiniz kelimeler ancak bu kadarını becermeye yetiyordur. Yemeğe atacağına, banyoya atarsın. Vücut dıştan alır. Ancak bu tuzu harcamak için 5-10 defa küveti doldurmak gerekir. Bu hem israf hem biz kirlenmiş suyla banyo yapmayız. O zaman sıcak su doldurduğun bir kovaya atar, maşrapalarla başından aşağı dökersin. Güzelleşmenin bin bir türlü yolu var ve isteyen çözümünü kendi bulur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Salzburg bütün yönleriyle, tarihi dokusu, mimari eserleri, şehir planı, düzenliliği ve temizliği ile yaşanacak bir şehir. Alman ruhu Avusturya’da Salzburg’da kendini ortaya koyuyor, hem de meydan okuyan bir özgüvenle.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Otobüste buluşup dönüş için yola çıkıyoruz. Münbit ovalardan, yeşillikler arasından şehir konforunda köylerden geçip Münih’e geliyoruz. Münih’e doyamayanlar otobüs şehir merkezinde bıraksın, otele taksi ile döneriz fikrine herkes iştirak ediyor. Haydi Münih’i gezmeye başla. İngiliz Garden boydan boya uzanıyor. Gezelim bakalım şu İngiliz bahçelerini. Fıskiyeleri, çardakları, dinlenme bankları ile hızlı hayatın ve cıvıl cıvıl şehrin yanı başında sakinleşmek için bir huzur arama alanı. Mankenlerin fotoğraf çekimleri bu bahçeyi ateşliyor ve bizim huzur arayışımızı boşa çıkarıyor. Topraklara belenip değişik şekillerde resim çekme çalışmaları insanın görünme ihtirasını bütün yönleriyle sergiliyor. Artık şehri, katedralini, meydan ve binalarını seyretmekten yoruldum. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Gez gez yine aynı yere dön; otobüs var otele, metro da. En iyisi bir Türk taksici bulup otele gitmek. Ben de öyle yapıyorum. Gurbet elde memleketlin ile Almanya hakkında konuşmak da cabası. Ortak bir karara varıyoruz; Tarihi dokusuna rağmen modern bir şehir Münih.Yarın uzun bir yolculuk ve gün olacak. Otelde buluştuğun seyahat arkadaşların, yedikleri içtikleri ile seyahate derin anlamlar katıyorlar. En iyisi odaya çıkıp seyahatin notlarını tutmak. Yediklerin yarına ne kalıcılığı olacak; yazdıkların kalır diye kendimi motive ediyorum. Yoksa bu gurbet elde yemek üzerine anlatılanlarla, senin helalinden yiyecek bulma tedirginliğin neden diye sorular içinde bunalacağım. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Almanya federal bir devlet biliyorsunuz; her eyalet içişlerinde serbest, parlamentosu var filan. Münih Bavyera eyaletinin merkezi. Dresden ise Saksonya eyaletinin.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;Dresden-Berlin.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Sabah Münih’ten dokuzda hareket edip yola çıktık. Dresden’e oradan Berlin’e gideceğiz. 3,5 saatlik bir yolculuğumuz var. Yollar otoban, yeşillik ve Almanya’nın her yerinde rastlanan rüzgar değirmenleri ile dolu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Dresden’e geldik. Burası Doğu Almanya’da kalmış. Ruslar İkinci Dünya savaşında 12 gün şehri bombalamışlar ama fazla yıkımı göze alamadıklarından veya bu şehre el koymaya daha o zaman niyetlendiklerinden tarihi dokusu olduğu gibi duruyor. Ancak binaların bombalardan, çıkan yangınlardan kararması ile kasvetli bir havası var. Belki de binaların barok yapısının baskınlığındandır. Kuzeyin Floransa’sı diyorlarmış. Elbe nehri kenarında, Elbe’nin Floransa’sı Dresden! Gerçek Floransa gündüzse burası geceyi andırıyor.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Floransa devrimciyse burası muhafazakar. Floransa asilse burası Avrupa köylüsü gibi kalıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Panoramik turumuz dar bir caddenin iki yanına sıralanmış soğuk, bakımsız barok binalarla başlıyor. Sanki demirperde gerisinde kalmanın izleri hâlâ silinememiş. Tarih bile bir Sovyet etkisi ile sizi sarıyor. Duvarlar ideolojik afişler gibi tarihi resimlerle dolu. Sanki otantik grafitiler gibi. Dresden Saksonya&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;eyaletinin başkenti. Bu nedenle tarih boyu Sakson düklerinin iktidar merkezi olmuş. Avusturya-Macaristan imparatorluğu üzerinden Osmanlı’ya hasım. Her seferinde Avusturya-Macaristan imparatorluğuna yardıma hazır. Bu nedenle Osmanlı eşyaları ile dolu bir müzesi var. Biz gittiğimizde Osmanlı (Türk) Haftası vardı müze içindeki sergide. Ayrıca müzedeki eşyalarla ilgili Türkçe bir kitap da yayınlamışlar. Şimdi ben bunu almasam ölürüm. Fakat 25 Euro. Olsun, belki bu tür kitap yayınları artar diye bastırıp parayı alıyorum. Böylece iyi bir kitap yayını nasıl olur,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yayınlanacak resim ve fotoğraflar nasıl çekilir ve bir oda dolusu eşya üzerinden Saksonya-Osmanlı ilişkileri nasıl anlatılır; Dresden cephanesindeki Türk ganimetleri nelermiş, bir kitapla öğrenmiş oldum. Ayrıca ilk defa Almanya’da Türkçe bir kitap bulma fırsatını da yakalamışım. Kaçırır mıyım? Meğer ki kültür pahalı bir yatırımdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;Dresden’de Osmanlı Ganimetleri&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Dresden’de tarihi binalar müze ve sergi salonlarına ayrılmış. Bunların birinde Türklerden ele geçen ganimetler 700m2.lik bir sergi salonunda teşhir ediliyor. Osmanlı tuğları, çadırları, silah takımları, kılıçlar, hançerler, eyerler… 25 Euro kitap 15 Euro müze; bu kadar masrafı telafi etmek için yemek bile yemedim. Biz bu seyahatleri niye göze alıyoruz; kültürel ziyafetler için değil mi? Bir öğün yemek yemesen ne olur? Önemli olan dönüşün daha zenginleşmiş, birikimli olsun!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Şehrin en yüksek katedral kulesini tırmanmak 5 Euro. Tırmandıkça helezon şeklindeki kilise&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;dini tabloları ile bir tarih müzesi gibi görünüyor. Tepeye çıktığınızda bütün Dresden kuşbakışı görülüyor. Elbe Nehri, köprüleri, binalar meydanlar ve yeni şehrin uzandığı alanlar, uzaklarda Sovyet tipi işçi blokları. Bu fırsatı ganimet bilip her yönden fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedim tabii. Gruptan ayrılıp tek başına gezdiğim için fotoğraf çektirmek sorun olabilirdi ama olmadı. Ayrıca güzel bakan yabancıların çektiği fotoğraflar sanat eseri gibi. Elinde fotoğraf makinesi olan birine yaklaşırsın “ One minute, take my foto, please” dersin. Böylece Recep Tayyip Erdoğan başbakanımızın “one munite”ni unutmalarını önlersin. Makineni verip deklanşöre basmasını beklersin. Acele bir göz atıp digital fotoğrafa; “Good foto, like you” deyip muhatabını güldürürsün; böylece teşekkür etmenin bir başka yolunu bulursun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Elbe Nehri üzerindeki tarihi köprüden karşıya geçtim. Bir bahçede kahve içerken, bu taraftaki tarihi binalar üzerinden Dresden’i seyretmek ayrıca bir kültürel şölen. Dresden Osmanlı ile ilgili ve Türkçe bir kitap ve sergi buldum ya parmaklarımı değdirmek için her bir köşede ruhunu arıyorum. Rus sokak orkestrası ile resim çektirmek de cabası. Bütün bir gün Dresden in çık, dön dolaş. Ruhunu tam tespit edemedim ama aşina olduğumu söyleyebilirim. Dresden’de Musevi sinagogu, ilginç mimarisi ile, baktığın her yönden yamuk gibi görünüyor. Üzerindeki basamaklı dış cephe bu izlenimi veriyor diye bir karara var ve buluşma yerine yönel. Otobüs bıraktığı yerden yolcularını almaya hazır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Bir tam gün Dresden’e doyunca otobüste buluşma, otele gidiş ve ertesi sabah Berlin yolculuğuna hazırlanmak. Ancak o günün gecesinde baldırlarım isyan etti. Ağrıyan yerlerimi tedavi etmek için uzun bir gece. O kadar merdiveni tırman, katedral kulesinden dört bir yandan&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Dresden’i, tarihî binaları seyret, gezmekten bıkmazsan; yorgunluktan her adımın acı verir hale gelir. Diğerleri gibi kafelere oturup kahve içerek sohbet etmek varken bir günde Dresden’in tarihini öğren, ruhuna temas et, kültürel ziyafet… diye bedenine dikkat etmezsen olacağı buydu. Her şeyde ölçülü olmalı değil mi? Olmazsan varacağı yer “akılsız başın ayak çeker cezasını…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;Doğu Berlin Versus Batı Berlin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Sabah Berlin’e gitmek için otelden çıkınca yol üzerinde Sakson düklerinin yazlık sarayını ziyaret için programda olmayan bir tur yaptılar. Yeşillikler, ormanlar arasından geçilerek varılan bir gölün içine ada gibi uzanan yazlık saray tam bir müze. İçindeki resimler, mutfak, at arabası (sağlam ama hantallığı ile dikkat çekti) bahçe duvarları, heykelleri ile bir izlenim edinmemize imkan veriyor. “Adamlar yaşamış kardeşim” kararına varıp sonra Berlin’e doğru tekrar yola koyuluş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Doğu Berlin’e varan yolumuz, meşhur duvardan başladı. Üzeri grafitilerle dolu duvar önünde resimler çektirip, Doğu Berlin’i Batı Berlin’e bağlayan geçiş noktasına varınca Almanlar gözümden düşüyor. Hâla geçiş noktasında Amerikan askerleri var ve bu nokta ABD denetiminde. Rusya terk etmiş ama Abd yerini perçinlemiş. Hani bu Almanya merkezî bir güç olmaya çalışıyordu? Avrupa’nın mihver devletiydi? Daha ABD vesayetine, Yahudilerin elinde oyuncak olmaya bile son verememiş. Duvarlarda hâlâ Sovyet dönemine gönderme yapan resimler, ajan takasları, geçiş noktasının esrarengiz ilişkilerini gösteren fotoğraflar. ABD Almanların ruhuna Sovyet korkusu sinsin, ebediyen çıkmasın diye gayret içinde. Almanlar da buna teşne bir ritüele izin veriyorlar. Üstelik ABD askerleri ile para vererek fotoğraf çektirenler. Almanya diye gözümde bir konsept vardı o da yerle yeksan oldu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;KaDeWe&lt;/i&gt; Yok Deve!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Bu acıyla tarihi Reichstag, Katedral, gezileri; müzik ziyafeti, kilisenin damına çıkıp Berlin’i seyretmek, Doğu Berlin neresi, batı Berlin neresi kestirmeye çalışmak, döner kulesini görmek, kürdan olduğuna dair benzetmelere katılmak teselli eder diye düşünüyorsun. Ancak grubumuz KaDeWe diye tuturdu. Durun nedir bu KaDeWe, demeye kalmadan rehber bizi Hayvanat bahçesine, oradan marka mağazalar caddesinden KaDeWe’ye getirdi. Burada fiyatlar uçmuş, bütün o yolculuklara, yorgunluklara burada alışveriş için mi katlandık, bunların hepsi Türkiye’de zaten var; bunlar geçmişte kalmış demeye kalmadan, zengin olduğunu, para harcamak için can attığını göstermek için tur arkadaşlarımız mağazalara Moğol ordusu gibi daldılar. Ben zaten Dresden kültür ziyafetinden yaralıyım; bacaklarım ağrıyor, o kadar yolu bunun için mi geldik?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Madem geldim ben de alışveriş yapan turist moduna gireyim dedim. Bir iki eşyanın fiyatını gördükten sonra, kültürel ziyafetin ne kadar mütevazı sermaye ile mümkün olduğunu anlamanın dehşetiyle kendimi dar attım dışarıya. En iyisi kültür turuna devam kararı aldım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Dört buçuk saat serbest zaman verildi. KaDeWe’ye girenler için zaman su gibi akıp gidiyor. Adamlar, kadınlar şiir gibi alışveriş yapıyor. Daha ben Almanca bir mısra bile öğrenemedim. Bari bu gavur ellerde helal bir tıkınma yapayım diye gezerken uluslar arası tavukçu’yu bulmuşuz. Tavuk menüsü ile karnımızı doyurmaya niyetlenmişiz, ancak Alman tezgahtar kızın &lt;i&gt;bread&lt;/i&gt;’ın brod (ekmek) demek olduğunu anlaması için yarım saat geçmesi ve Allah’a şükür bir Türk gencinin yardım etmesi gerekti. Yoksa menüyü ekmeksiz yiyeceğiz mazaallah.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Bacaklarım kısalmış gibi arkadan çekiyor, sekerek yürüyorum. Fazla hırpalamadan bugün; yarına güç derlesin diye zorlamıyorum kendimi artık. Bir bank bulunca kendimi atıyorum külçe gibi. Yine de gezmemek elde değil. Bari bir iki hediye alalım diyoruz, bize halka hizmet veren mağazalar, yakınlarımız için &lt;i&gt;Yasmine&lt;/i&gt; neyine yetmez. Önemli olan ben seni hatırladım, hediye aldım. Kaldı ki KaDeWe’de 150 Euro’luk mallar burada 5-10 Euro. Herkes&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;sınıfının bilincinde olsun yeter ki. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Chek Point’in üstüne, Kenedi Müzesi, Başkan Obama’nın büyük bir resmi ve ABD başkanlarına ait kitaplar. Almanya üzerindeki vesayete tüy dikiyor. Biz&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Roma takını gezmek, katedrale bakmak arayışı içindeyken &lt;i&gt;Holokost Anıtı&lt;/i&gt; Almanların hâlâ esir olduğu kanaatimizi pekiştiriyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Nihayet kafileyle buluştuk, otobüse doluştuk. Ellerindeki paketler benim bu yazımdan daha yüksek sesle konuşuyordu inanın. Olsun bir komplekse kapılmadım ve otelimizi bulup yarına hazırlanmak için dinlenmeye çekildim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Ertesi gün serbest zaman. Ancak 10 Euro vereceğiz deyince otobüs şehre bırakmaya ve akşam otele geri getirmeye can attı. Saat 10’da Eski Berlin Müzeler meydanına gidip vapur turuna başladık. 7 Euro vapur turu. Vapurun rehberi, İngilizce-Fransızca gezdiğimiz yerleri anlatıyor. Biz varız 20 Türk, niye Türkçe açıklama yok? Rehberden ben Türkçe açıklama bekliyorum dedikçe yüzlerce özür diledi. Bizim monşer ve madamalar da ondan özür diliyor. İsrail bu özür furyasını görseydi Türkiye’den özür dilemenin öyle zor bir zanaat olmadığını anlayabilirdi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Rehber kadıncağızın para veren müşterinin isteğini yerine getirememe mahcubiyetini, ve müşteri duyarlılığını saygıyla karşılıyorum da bizimkilere ne oluyor? Bırak daha sonra düşünür hiç olmazsa Türkçe açıklamalar yapma uygulamasını. Yok, kadıncağızın daha sonra böyle bir isteği karşılama fikrine daha işin başında son vermek için sanki bizimkiler çırpınıyor. Bunlarla ağız tadıyla gezilmez kardeşim; ortak paydamız ne kadar az baksana. O halde ben bağımsız ve bireysel takılayım, kararına varıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;Türk Şehitliği&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Berlin TV kulesine gittim, bu döner kuleye çıkacağım ama&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kuyruk çok uzun. Saat ikide otobüste buluşup Batı Berlin’e gideceğiz. Bizimkiler daha KaDeWe’ye doymamışlar. Benim niyetim Türk şehitliğine gitmek. Bir Türkün yardımı ile Hayvanat Bahçesi (Zoogarden) yakınındaki hareket noktasından gerekli bilgileri alıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Zoogarden’de M46 nolu otobüse bineceksin, Rasthous durağında ineceksin. Bu durakta 104 nolu otobüse bineceksin. Colombia durağında indiğinde tam karşında Türk şehitliğine varıyorsun. Burası Osmanlı-Prusya zamanından beri Türk toprağıdır. Osmanlı Alman ilişkilerinde dostluğun başlangıcı anısına. Burası Türkiye’ye ait sayılır ve sorumluluk Türk Genelkurmayına daha doğrusu Milli Savunma Bakanlığında. Buraya Osmanlı döneminde Türk elçileri gömülmüş, İslam ülkelerinin Müslüman yüksek memurları mutena bir yer edinmişler. Zamanla halkın da gömüldüğü Müslüman mezarlığına inkılap etmiş, Afganistan, Kazakistan, Endonezya’dan Müslümanlara ait mezar taşları okuyorum. Ermenilerin şehit ettiği Osmanlı paşaları, bakanlar, T.C.nin iki elçisi de burada medfun. Geniş arsanın bir bölümüne zamanla bir mescid yapılmış, Osmanlı’dan beri Müslümanların ibadet ihtiyacını karşılamış. Bugün yenilenmiş, 1999 yılında başlanan, 2005 de hizmete açılan güzel bir camii var Şehitlikte. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Abdest alıp öğleyi kılıyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Mezarlık yanında camii ve külliye olmuş artık gurbetçiler gelince. Çay ocağı, market var. Bahçede Türkler; emekliler, işsiz gençler oturup sohbet ediyorlar. DİTİP kitabevi, çay ocağı, çay içelim derken sohbete ben de katıldım. Kendi adıma asaleten bütün Türkiye adına vekaleten burada bulunan Almancılara teşekkür ve tebriklerimi sundum; Yol yordam bilmeden, yabancı bir kelime öğrenmeden geldikleri Almanya’da tutundukları gibi böyle mekanlara hayat verdikleri, dilimizi, kültürümüzü, yemeğimizi, dinimizi ibadet mekanlarımızı bu gurbet ellere, gavur memleketlere taşıdıkları için. Konuşurken biraz hamaset yapmış olabilirim; baktım genç ihtiyar ağlayanlar, gözyaşı dökenler var. Ayrıca dedim, devlet, kurumlar, yeşil holdingler, yollarda Yugoslavlar, Bulgarlar, sizi soydukları; memlekette biz sizi yürüyen Euro gibi gördüğümüz halde yıkılmadınız, ayakta kaldınız ve dil bilen Türk aydınları, elçilikler konsolosluklar kültürümüzü taşıyamadıkları halde siz buraları Türk bölgelerine çevirdiniz! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Biz rehber eşliğinde buraları gezmeyi macera sanırken sizler dil ve yol-yordam bilmeden hayatınızı ortaya koyarak, gavur ellerinde sağlığınızı bu topraklara vererek varoldunuz? Ben yetkili biri olsam sizlere madalya verirdim, diye bitirdim. Haydi, yaşlılar, gençler- özellikle Elazığlı İsmail Yılmaz, Rizeli bir genç- bırakmasınlar mı beni? İlle ikindi namazını da kılalım, birlikteliğimizi bir saat uzatalım diye. Buralardan bir destan, bir roman yazılamıyorsa bu biz aydınların suçu? Ben hamaset yapmış olabilirim ama söylediklerimde gerçek payı yok mu?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Berlin’e renk ve dinamizm veren, çocuk sesleri duymamızı sağlayan yine de bir eziklik, gurbet acısı ile düşük profil içinde gezinen adeta saklanma çabası içindeki insanımız. Bir yandan Almanlaşan kadınlarımız, diğer yandan örtüsünün içinde bir erkekle konuşamayan, otobüste ineceğimiz yerle ilgili sorumuza cevap vermeyen hicap içindeki kadınlarımız, kızlarımız. Bunun bir orta yolu yok mu? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;İnşallah bulacağız ve buradan yabancı ellerde ortalama bir Türk insanı ve ayağa kalkan bir Türkiye inşa edeceğiz temennileri içinde karşılıklı gözyaşları ile bir ayrılış. Bugün hamaset günüm herhalde. Bir kere kafaya takmışsın anladık. Şehitliğe gidecektin. Karar senin ama neyle karşılaşacağın kaderine kalmış. İkindiyi kılalım, beraberliği biraz uzatalım diye gurbet elde rehin kalman senin suçun! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Ben gruptan ayrılırsam olacağı buydu. KaDeWe çılgınlıkları dururken Türk şehitliği, Türkiye, insanımız senin neyine? Sen buraya kam almaya gelmedin mi? Yoksa böyle beş-altı saat rehin kalır ve Berlin’in güzelliklerini seyredemezsin. Olsun, ben insanımızın içindeki güzellikleri tercih ederim, diye teselli buluyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Dönüşte de aynı güzergahı tersinden izleyerek, aynı otobüslerle Zoogarden’e ulaştım. Bütün haritalar, otobüs metro güzergah planları Almanya’da en geri zekalı birinin bile yolunu bulmasına, ulaşımdan yararlanmasına&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;hizmet edecek basitlikte. Dil bilmeden bile –ki&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;her zaman yardıma hazır bir Türkiyeli bulman ihtimal dahilindedir-&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;rahatlıkla gezebilirsin Almanya’da. Tek sıkıntı turun programına, panoramik histerisine, kitlenin ortalama arayışına iştirak zorunluluğu. Olsun hamamda bilene bir tas su; bilmeyene dök babam dök.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Artık grupla birleşip otobüsle dönebilirsin. Otelde yemek yok. Bu nedenle uluslar arası tavukçuda yemek yemeyi ihmal etmeden. Nefsi körletmeden olmaz. Yoksa gezi, yemekler yüzünden büyük gedikler açar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;Postdam&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Ertesi sabah kahvaltı sonrası bavulları hazırlayıp otobüsle yola çıktık. Hamburg’a gideceğiz ama önce Postdam. Postdam Brandenburg eyaletinin başkenti. 130 bin nüfusu var. II. Dünya savaşında yıkılmış. Yeniden yapmışlar. Bu nedenle modern bir şehir kimliğine sahip. Postdam’dan fazla bir şey anlamadık. Gördüklerimiz ve edindiğimiz izlenim dışında. Rehberimiz Almanca bilmiyor; Almanya turuna ilk defa katılmış. Kafilede Almanya’da uzun yıllar kalanlar var onların da bilgisi KaDeWe ile sınırlı, ayrıca aradan yıllar geçmiş. Film stüdyoları, sinema müzesi önemli filmler yapan bir sinema şirketine ait izlenimler. Tarihi yel değirmeni, büyük bahçeleri, yazlık sarayları ve bahçelerdeki çıplak heykelleri ile, işlemeli demirlerle oluşturulmuş çardakları, av sahaları ile Postdam. Şehir merkezinde 4-5 metre yüksekten geçen mavi borularla şu şebekesi. Bu kadar izlenim bir iki saat için fena sayılmaz değil mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Toplanıp Hamburg yoluna düştük. Yemyeşil alanlar, ormanlar, “karaca-geyik çıkabilir” levhaları ve tabii ki enerji üreten rüzgar pervaneleri. Almanya’da Yeşiller çalışıyor anlaşılan. Etkili oldukları kesin.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;Hamburg İngiliz Havası&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Hamburg’la denize ulaştık nihayet. Nemli ve rüzgarlı Hamburg, Nisan ortasındaki soğuk Almanya’da sıcak bir iklime sahip. Şehrin içinden bir sürü nehir geçiyor. Hafen City Limanı, Aussenalster Gölleri, Balık Pazarı, Hamburg Tren Terminali, Rathaus Kulesi, Belediye Binası panaromik tur güzergahı üzerinde sıralanan yerler. Akşam yemeği telaşı. Otelimiz şehrin çok dışında. Bugün otobüsle ulaşmak mesele değil. Yarın serbest günde nasıl olacak?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Önce otobüsle, tren istasyonuna, sonra trenle Hamburg merkezine. Bugün Bremen ekstra turuna katılmayanlarla birlikte küçük bir grup olarak bunu gerçekleştiriyoruz. Leonardo Otelden şehre ulaşmak ve geri dönmek için krokiler, otobüs tren saatlerine ilişkin broşürler aldık. Eh artık yolunu bulamazsan bu senin sorunun? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Trenle bağımsız olarak Lubeck’e gidelim derken; neyse ki otomatik tren biletinde Türkçe mönü var. 29 Euro tren faturasını ve bütün bir günün Lubeck’e gitmesini göze alamayınca bari Hamburg’a doyalım diye bir karara varıyorum. Yarın Türkiye’ye döneceğiz. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Rehbersiz ve dil bilmeden yapılan geziler başı kesilmiş tavuk gibi dolanmaktan ibaret. Türkçe broşür yok. Gez gez, bilinçlenmek mümkün değil. Kitlenin arasında salınıp duruyorsun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Sadece alışverişin dili evrensel. Eğer mağazalardaki malların fiyat etiketini görüyorsan ve okuman yazman varsa her türlü alışverişi her dükkandan yapabilirsin. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Bir kafede neskafe içerken karton bardaktaki “Hawe it your ways” cümlesine “&lt;i&gt;istediğin gibi&lt;/i&gt;” diye Türkçe rastlarsan aniden; benim gibi, birden dilin önemini anlarsın. Kendini ifade etmenin. Trende selamünaleyküm dersin, bir gurbetçimiz alır hemen. Hatta Lübnanlı bir hristiyan. Gurbetçiler otobüste, trende, terminalde seni tam konumlandıramaz. Buraya çalışmak için gelmediğin kesindir. Hele kaçak olmadığın. Ya bir yakınını ziyaretine gelmiş, ya da kendine bir çıkış yolu arıyor diye düşünür. Turistik geziyi anlaması zordur. Kurum içindeki özgüven, araştıran soruşturan bakışlarına anlam veremez. O düşük bir profil sergiler. Bu nedenle Almanya’da Türkçe bir kitap bulmak, turistik informationlarda Türkçe broşür bulmak imkansızdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;İnsanımız burada kenardan dolaşmanın, kenara geçeyim yol sizin olsun demenin gizlenmesi içindedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ancak otomobilde korna çalarak, gaz debriyaj fren pedalını bağırtarak ve orasını kaşıyarak kendini ifade edebilir. Buna rağmen bu kadar organize olmayı, bir kişi küçük bir yer tutunca bütün akrabalarını, köyünü kasabasını buraya taşımayı nasıl başarıyor hayret etmemek mümkün değil. Camileri, cemaatleri, işyerleri, yemekleri, ile Türk kültürüne yabancı ellerde nasıl bir yer açıyor bunun simyasını bilemezsin. Müthiş bir uyum yeteneği var. Bu yetenekle akrabalarına hemşerilerine yer açtığı gibi bu gavur ellerinde, dinine, camilerine, kültürüne de hemen bir hayat alanı açıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Hamburg’da bir kitapçıyı gezdim. Kitaplara baktım. Hamburg meydanına açılan koltuklarda kitapları inceledim. Ancak dükkan sahibi bu kara kafalının niyeti ne diye beni izleyen, tarassut eden tecessüsü karşısında kendimi suçlu hissettim. Sanki bir kitap yürüteceğim de ben farkında değilim ama işyeri yetkilisi anlamış gibi. Sadece çok satan kitaplar arasında Kaya Yanar diye genç bir yazarın &lt;i&gt;Made In Germany&lt;/i&gt; kitabına rastladım. 20 yaşında, Almanya’da doğmuş bir Türk genci. Kendisini Türk-Alman hissediyormuş. Kitabı roman bölümünde çok satanlar arasındaydı. Herhalde sadece Almanlar okuyordur onlara yönelik yazılmış yoksa Türkçe yayını da olurdu. Almanya’daki insanımız sadece kitaba, kültüre, turistik seyahate ilgisiz gibi görünüyor ve görünür alanlara taşınmak için çok istekli olmadığı izlenimi veriyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Şehri gezmek alışveriş plazalarında oyalanmak ve Cuma namazı kılmak için SteinDaus’da bulunan İMGM camisini bulmak öğleyi ediyor. Türklere ait dükkanlar, Türkçe afişler, lokanta market ve simit kafeler kendimizi evimizde hissettiren bir ortam oluşturuyor. Yol boyunca örtülü kadınlarımız sakallı hacı ağalarımız ile dizi dizi sıralanan sexshoplar bir tezat ama insanımız bu ortamda dahi dindar kalabiliyor diye şükrediyorum. Helalinden yemek yemek, damak tadımıza uygun yiyecek bulmak sorun değil bu bölgede. Su bile ucuz. Bir Euro’ya aldığımız sular burada 30 sent. Ortam bize her yönüyle müsait yani. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Bauhoff’ (Tren istasyonu) otobüs derken oteli bulmak nirvanaya ulaşmak demek. Ama azmin elinden bir şey kurtulamaz, maşallah.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Ertesi gün Lubeck ekstrasından herkes vazgeçiyor. Dönüş günü. Herkese hediye almak, Hamburg şehrine doymak, Belediye Binasında bir kutlamayı orkestranın çaldığı havalarla yakalamaya çalışmak derken otele dönüş. Saat geldi otobüsle havaalanına transfer. Bavullarımız teslim edildi, biletler alındı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Uçağı bekleme salonunda Sezen Aksu sürprizi. Almancı bir bayanın çocuğuyla fotoğraf çektirme talebindeki özgüven. Sezen Aksu’nun tevazusu ve çocuk sevgisi. Bizimkilerin şöhrete olan tapınma derecesindeki ilgileri. Sezen Aksuyla konuşma girişimleri…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;THY ile Türkiye’ye ait ilk temas. Vatan özlemi. 7 Gün içinde hem de. Bu kadar mı insanı etkilermiş. Daha dün sayılır ayrılalı Türkiye’den. Şimdiden özlemi içimizde yer etmiş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;17.40 uçağı ile İstanbul. Havaalanında otoparka bir seyahat parası öde ve Ankara yollarına düş. Neyse ki güzel ülkemde otobandan gidiyorsun. Gözünde bir an önce sevdiklerine kavuşma heyecanı ve derin uykular uyuyacağın yatağa özlem.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Almanya Türklere iş için, geçim için, tutunmak için gidilen bir ülke olduğu, turistik seyahatin daha yol yapmadığı bir tur alanıymış. Bu gezi de bunu anladım. Daha Henrich Hein’in seyahatleri ve Almanya üzerine düşüncelerini değiştiren büyük bir fark yok. Aradan geçen 150 yıla rağmen. Almanya’yı değiştiren ve zenginleştiren Türklerin göçü olmuş ama daha görünür olmayı başaramamışız. Benim gibi aramanız gerekir. Arayana bulunmaz diye bir kural yok tabii ki…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-7822000154108239601?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/7822000154108239601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=7822000154108239601' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/7822000154108239601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/7822000154108239601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2011/10/almanya-aci-vatan.html' title='ALMANYA ACI VATAN'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-8767837594348921799</id><published>2011-10-10T04:11:00.000-07:00</published><updated>2011-10-10T04:11:52.329-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dil türkçe hint Avrupa'/><title type='text'>Dilin İktidarı III</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Mustafa EVERDİ&lt;span style="mso-tab-count: 4;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span&gt;Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı Allah’ın ayetlerindendir. K.K. 30;32&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 3;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hint-Avrupa dillerinin akraba olduğu ilk ileri sürüldüğünde gülünç bulunmuştu. Hindistan’dan başlayıp Önasya üzerinden geçerek Batı Avrupa’ya kadar uzanan, sıradağlar, çöller, denizlerle engellenmiş ve çeşitli ırklara yerleşme yeri olan geniş coğrafi alanı göz önüne getirince böylesine bir akrabalığa inanmak gerçekten güçtür. Ancak bütün dillerin temel bir iskeleti vardır. Bu diller bu temel iskelete uyuyordu. “Baba” kelimesine bakınca Almanca “&lt;i&gt;vater&lt;/i&gt;”, İngilizce “&lt;i&gt;Father&lt;/i&gt;”, Fransızca &lt;i&gt;“Pere”&lt;/i&gt;, İspanyolca &lt;i&gt;“Padre”&lt;/i&gt; Latince &lt;i&gt;“Pater”&lt;/i&gt; Grekçe “Pater” eski İrlanda dilinde “Ehtir”, Gotça “Fadar” eski Hintçe “Pita” Toharca “Pacar” ve Farsça &lt;i&gt;“Peder”&lt;/i&gt;. Dillerdeki değişimler örnek seslilerin ve eklerin değişimlerinin belli kanunları vardır.&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftn1" name="_ftnref1" style="mso-footnote-id: ftn1;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Bütün bu coğrafyanın üzerindeki Hint-Aryan dillerinin farklılaşmasını görünce Türkçe’nin gücünü birden idrak edersiniz. Türkik toplulukların akraba dilleri farklılıklar gösterebilir. Ancak bakıldığında hepsi temel bir dil kanununa tabiidir. Gerçi Türkmence, Özbekçe, Azerice, Tatarca, Kazakca, Kırgızca gibi akraba diller arasında da farklılıklar vardır ama Hint-Aryan dilleri kadar değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hindistan’dan Avrupa’ya yüzlerce dili üreten bu coğrafyadan daha büyük bir alanı gezinen Türklerin dili Türkçe, temel ilkelerde aynı kalmıştır. Çin’den, Macaristan’a bütün o coğrafyayı göz önüne aldığınızda Türkçe’nin Bilge Kağan taş anıt dilini anlamak bile bugün için mümkündür. Çünkü Türkçe’nin bir dili vardır ancak alfabesi yoktur. Bu bir eksiklik gibi görülebilir. Ancak her türlü alfabe ile kendisini hayatta ve canlı tutması ancak söze yüklenen bir millet olmasıyla sağlanmıştır. Yazının okunması dar bir okumuşlar arasında süregelen bir üstünlüktür. Bu yüzden bilgi birikimi gereken denizlerde yol almak Türkler için sorun olurken, sahip oldukları atlarla karalarda uzun mesafeler katetmiş, Ortaasyadan Avrupa içlerine, İtalya’ya kadar varıp dayanmışlardır. Bu nedenle de denizlerde başarıyı ancak Osmanlılarda görebiliyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Konuşmak hemen herkesin yaptığı bir eylemdir Ana dil bebeklikten ölüme kadar bir milletin bütün bireylerinin sürdürdüğü bir&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;ifade tarzıdır. Türkçe bir milletin hücrelerine kadar sinmiş ve kendisini ifade ederken genlerinde taşıdığı değerleri dili ile de gelecek nesillere aktarıp durmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Latince binlerce yıldır eğitim dili olduğu halde&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;bugün konuşan bir millet yoktur, canlı bir dil değildir. Türkçe Çin, Hint, Fars, Arap,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bizans, Batı medeniyetleri ile karşılaşmış ancak canlılığını ve hayatiyetini sürdürmüştür/sürdürmektedir. Bu süreçte 300 yıla yakın yöneticiler Farsça’yı resmî yazışma dili yapmasına rağmen Türkçe’yi ayakta tutmak gezilen bütün bu coğrafyaya baktığınızda tam bir mucize gibi görünür. Bu mucize, Türklerin “yazan” değil konuşan bir millet olmasıyla mümkün olmuştur. Dilin iskeleti her bireyin konuşması ile ayakta kalabilmiş, devredilip durmuştur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;1071 Malazgirt’le Anadolu’ya giren Türkler aradan 100 yıl geçtiğinde Anadolu’ya &lt;i&gt;Türkmenya&lt;/i&gt; denmesini ve bütün bu coğrafyada Türkçe konuşulmasını sağlayan bir mucize göstermişlerdir. Bu sürecin Türkçe’nin iktidar dili olması ile sağlandığını tek başına ileri süremeyiz. Yönetici olmalarının, kurdukları Türk devletlerinin bir iktidar dilini nasıl yaşattığı elbette inkar edilemez. Ancak görülen bu üstünlük aynı zamanda dilin iktidarıdır. Sözün gücü bir milletin bütün bu coğrafyalarda kaybolmasını önlemiş, iktidara taşımış ve kendisini üreterek tek başına canlı bir varlık olarak kalmasını sağlamıştır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Türkler gittikleri ülkelere öylesine güçlü geliyorlar ki yayılmalarına karşı çıkmayı kimse göze alamıyor. Siyasal açıdan büyük yetenek sahibi oldukları için de çiğneyip geçtikleri ulusları köle yapmıyorlar, aksine onları bir sadakat ilişkisi içinde kurdukları devletlerde yönetici/yardımcı kılmayı başarıyorlar. Başka hiçbir dilde “&lt;i&gt;başıbozuk&lt;/i&gt;” yoktur; bu Türklerin bir başa bağlanmayı, yönetimi ve birliğin sağladığı gücün müthiş farkında olduklarını gösteren bir kelimedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Türkçe Hami, Sami, Hint-Aryan dillerinden farklıdır. Sadece Fin-Ogur dilleri ile bir akrabalık bulunmuştur. Hatta ABD’de Kızılderililerle üç yüz kelimeyi bulan ortak sözcükler tespit edilmiştir. Üstelik bunların tamlama, birleşik kelime olanları &lt;i&gt;“Akkoca&lt;/i&gt;”, gibi “&lt;i&gt;çapul­tepe”&lt;/i&gt; gibi aradan geçen onbinlerce yıla rağmen Türkçe’nin gücünü; yani dilin iktidarını ortaya koyan bir delildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Konuşma, okumak gibi değildir. Yazı bir sesi, anlamı anlatır. Konuşma jest, mimik, hikaye anlatma, duygu düşünce heyecan bütün insanî özellikleri içerir ve bu yolla dilini öğrenen bütün bir milletin karakterini annesiyle içselleştirir. Ana dili dişildir ama fetheden, kazanan, gönül yapan bir dildir. Annemizden farkında olmadan bir dilin gramerini öğrenmeyiz sadece, bir milletin duyuş, düşünüş, hayatı algılayış biçimini de alırız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Bu nedenle Türkler büyümeyen çocuklar gibidir. Hile, tuzak, entrika öğrenemez ve bunu yapanı da anlayamaz. Bu hasleti ile paralı asker geldiği Ortadoğu’da İslam’ın bayraktarlığına yükselen bir konuma ulaşmıştır. Bu misyon bugün daha çok kendini göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;“Türk, Türkçe konuşandır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Buna karşılık göçebe Bulgar Türk toplulukları tamamen Slavlaşmış, Türkçe konuşanlar dünyasından kesinlikle çıkmış ve Türk dünyasının bunlarla bir ilgisi kalmamıştır:aldatıcı görünümlere karşın, yegane ölçüt hep dil olmuştur.”&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftn2" name="_ftnref2" style="mso-footnote-id: ftn2;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; Türkçe olabilecek en eski sözcük Tengri milattan önce ancak III. yüzyılda karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda hem gökyüzünü hem de ulu Tanrı’yı simgeleyen bu kelime Türk ve Moğol dillerinin ortak sözcüğüdür. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;“Türkçe’deki dilbilimsel yapı Türk karakterinin temel özelliklerini, onun ayrıntıdan esasa giden zihin yöntemini, mantığını, bireşim, kesinlik, düzenlilik, belirli ve değişmez kurallara düşkünlük, uyum ve denge eğilimini ortaya koymayı sağlar. Dilin tutuculuğu, o dili konuşanın tutuculuğuyla örtüşür.”&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftn3" name="_ftnref3" style="mso-footnote-id: ftn3;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; Öyle ki &lt;i&gt;Kibarlık Budalası&lt;/i&gt;’nda Molier, “ Şu Türkçe ne hayran&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kalınacak bir dil, der az sözcükle çok şey söyler!” “&lt;i&gt;Kaynana, bahar güneşi gelinime, güz güneşi kızıma” dermiş&lt;/i&gt;. &lt;i&gt;Azm ile sürten tahtayı deler. &lt;/i&gt;Bu atasözlerinin anlattığını ifade etme gücüne sahip yeryüzünde bir başka dil var mı acaba?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Dilin iktidarı sadece az kelimeyle çok şey anlatmakla sınırlandırılamaz elbette. İlahi olan özüne gelince Arapça tekbir Allah’ın birliğini ifade eder; Türkçe’de &lt;i&gt;tek-bir&lt;/i&gt; aynı anlamı içerir. Hem tektir hem birdir. Herhalde Allah’tan başkası olamaz. Kıyamet;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Türkçe’de &lt;i&gt;kıyam-et&lt;/i&gt; emriyle insanın ayağa kalkmasını anlatır. Bir emir ve ilahî emri yerine getirmeye hazır bir inanışın dile sinen bir gücü vardır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Tek sayılar erildir ve çift sayılar dişildir. Kur’an’ın (tıpkı) Tevrat gibi &lt;i&gt;b&lt;/i&gt; harfiyle, yani &lt;i&gt;bismillah…&lt;/i&gt; sözüyle başlaması ayetlerini anlayanlara açıklayıcı görünmüştür. &lt;i&gt;B&lt;/i&gt; harfinin sayısal değeri 2, yaratılmış her şeye içkin ikiliğe işaret eder, buna karşılık alfabenin ilk harfi &lt;i&gt;elif&lt;/i&gt;’in sayısal değeri olan 1, Bir’in ve Tek Tanrı’nın şifresidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Çünkü “yaradılış, Yaradan ve yaratılan ikiliğini gerektirmektedir; ayrıca mekan ve dizisel zamanın ancak yaratma eylemiyle varlık alanına gelmesi gibi, Tanrı da, kendisini gece ve gündüzün değişmelerinde, nefes alıp vermelerde, kalb atışlarında, &lt;i&gt;celal&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;cemal &lt;/i&gt;sıfatlarının ardından gösterir.”&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftn4" name="_ftnref4" style="mso-footnote-id: ftn4;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; Eril olan tek ve bir; “kesrette vahdet bul” deyişinde olduğu gibi kullarının varlığı ile bilinmek istenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Dil, ifade gücünü Tanrının birliğini anlatmak için zirveye çıkarmıştır. Ancak yine ilahi mesajlarını insan dili ile ifade etme yoluna başvurmasıyla Tanrı’yı bile lahûtî bir âlemden dünyevî bir zemine çekmeyi, böylece kutsal kitaplara ikinci harfle başlamayı tercih ettirmiştir. Dilin iktidarı böyle bir &lt;i&gt;ihsan&lt;/i&gt;dır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="mso-element: footnote-list;"&gt;&lt;br clear="all" /&gt;  &lt;hr align="left" size="1" width="33%" /&gt;    &lt;div id="ftn1" style="mso-element: footnote;"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftnref1" name="_ftn1" style="mso-footnote-id: ftn1;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 10pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;C.W.Ceram, &lt;i&gt;Tanrıların Vatanı Anadolu,&lt;/i&gt; Remzi Kitabevi 8.basım mayıs 2011 İst. s.56&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn2" style="mso-element: footnote;"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftnref2" name="_ftn2" style="mso-footnote-id: ftn2;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 9pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Jean-Paul Roux, Türklerin tarihi, Kabalcı Y. İst.2007, s.29&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn3" style="mso-element: footnote;"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftnref3" name="_ftn3" style="mso-footnote-id: ftn3;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 9pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt; a.g.e. s.37&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="ftn4" style="mso-element: footnote;"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftnref4" name="_ftn4" style="mso-footnote-id: ftn4;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;&lt;span style="mso-special-character: footnote;"&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: 9pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt; Tanrı’nın Yeryüzündeki İşaretleri, Annemaria Schimmel, Kabalcı Y. S.113&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-8767837594348921799?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/8767837594348921799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=8767837594348921799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/8767837594348921799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/8767837594348921799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2011/10/dilin-iktidar-iii.html' title='Dilin İktidarı III'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-5197418525899094674</id><published>2011-09-16T03:33:00.001-07:00</published><updated>2011-09-16T03:33:45.925-07:00</updated><title type='text'>Dilin İktidarı II</title><content type='html'>M&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;ustafa EVERDİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Peygamberlerin genelde Ortadoğu bölgesindeki milletlere gelmesi bir tesadüf müdür?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;Mezopotamya, birçok farklı kültür ve halkın karıştığı bir bölge olmuştur ve bu nedenle de insanlığın medeni gelişimine ve atılımlarına sahne olan bir bölgedir. Bilinen ilk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Okur_yazar&amp;amp;action=edit&amp;amp;redlink=1" title="Okur yazar (sayfa mevcut değil)"&gt;&lt;span style="color: windowtext; text-decoration: none; text-underline: none;"&gt;okur yazar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;topluluklara ev sahipliği yapmış bölgede birçok medeniyet gelişmiştir ve bu sebeplerden &lt;i&gt;Medeniyet(ler) Beşiği&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-converted-space"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;olarak da anılmıştır. Hiçbir zaman Mezopotamya olarak anılan belirli bir siyasi mevcudiyet olmadığı gibi sınırları belirli bir bölge değildir. Bölgenin önemi, dinlerin doğuş merkezi olmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İbni Haldun’a göre Ortadoğu; merkezinde Mezepotomya olan bölgeye peygamberlerin gelmesi dünyanın orta kuşağında bulunan ortalama insanlar nedeniyledir. Genelde semavî dinler Sami dilleri ile kendilerini ifade etmişlerdir. Bu Sami dilinin metafizik âlemi ifade etme gücünden kaynaklandığı gibi Sami diline mensup milletler dünya halklarının ortalamasıdır. Bu nedenle peygamberlerin hep aynı bölgeye gelmesini; insanların soğuk iklimlerde yaşayanlar gibi ilgisiz, sıcak iklimlerde yaşayanlar gibi ani reflekslerle hareket etmeyen makul ve sağduyu sahibi olmalarına bağlamıştır İbn-i Haldun. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bence bu bir faktör ama esas neden Sami dilinin tanrısal bir özden kaynaklanmasıdır. Hz. İbrahim milletlerin II. atası gösterilir. Bu aynı zamanda Arapça ve İbranice’nin atası anlamına gelir. Hz. İbrahim’in Sara’dan olan oğlu İshak’la İbranice; Hacer’den olan oğlu İsmail üzerinden Arapça dili doğmuştur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bu dillerin alfabesinin Mezepotomya dilleri Sümerce, Babilce, Aramice gibi alfabelerle benzerliği dikkate alınmalıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Arapça El eki Hint Aryan dillerinde ‘-la, -le, -the diye kendini sürdürür. El aynı zamanda Tanrı demektir. Babil’in; “Tanrının kapısı” anlamına geldiğini öğrendiğimizde; İstanbul Babıâli’ye kadar bu dilin nasıl bir yaygınlık kazandığını, her devirde kendini ifade etme gücüne sahip olduğunu idrak ederiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Allah; kendi meramını en güçlü şekilde ifade etmelidir. Öyle ki; insanlar/ müşrikler ifade gücü ve belagatta ona yaklaşamasınlar bile. Nitekim Kur’an-ı Kerim meydan okumasına rağmen 15 yüzyıldır Kur’an ayetlerine benzer bir söz ve söylem oluşturulamamıştır. Kur’an’ın mucizesi buradadır ve halen devam etmektedir.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kaynağının Tanrısal olmasının bir yönü sözün gücü yani dilin iktidarı üzerine kurulmasıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bu üstünlük İlahi irade ile insan tanrılar arasındaki bir iktidar ilişkisini de gösterir. Ademoğulları Tanrı’ya tabii olurken aslında &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;tanrısal dilin örüntülediği bir kavramlar dünyasına girerler. İbadet dediğimiz; bu ilişkinin temelinin dil iktidar; iktidar dil ilişkisi olduğunu gösterir. Her ibadette her din mensubu tanrısal olduğuna inandığı sözleri tekrarlar. Bu tanrının sözlerinin tanrıya iade edilmesi değildir. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Tanrısal dilin iktidarını kabul eden bir teslimiyet ve bunu örnek alan bir yükselmedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İncildeki “Önce Söz vardı” ayetinin anlamı budur. Dünya-öte dünya; yeryüzü gökyüzü, helal haram, cennet-cehennem bir kavramlar dünyasıdır. Bu dilin kavram ve anlamlarla kurduğu bir üstünlük ortadadır. Kutsal kitaplar bunun metinleridir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Tanrısal dilin oluşturduğu bir zihniyet, algı dünyası ve kafa yapısı vardır. Batı dilleri ile bir din, orijinal olarak ortaya çıkmamıştır. Bu nedenle Batı maddi dünyanın insanıdır ve dilleri maddiyatın, bencilliğin, zihniyetin inşasına dönüşmüştür. Adalet ancak kendisi için ve kendi aralarında vardır. Dünyevi her kavramı ve anlamı ifade etme gücü kazanmış; bu alanda yetkinleşmiştir. Bu nedenle Batılı diller, iktidarının zirvesine zihniyetini taşıyan bir unsur olarak görülür. İnsanlığın iyiliğini değil kendi menfaatlerini korumanın bir aracı haline getirilmiştir. Batılı diller algı dünyasını inşa ederken başka dile mensup olanlardaki etkileri ile gerçek gücünü göstermektedir. Batılı dil öğrenmenin üstünlüğünü kendi milletleri, kavimleri, aşiretleri için bir zaafa, ihanete çevirenler son iki yüzyılın Şark Meselesini sürdürmeye alet olanlardır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 14.25pt; margin: 4.8pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 35.45pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 14pt; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bilindiği gibi mantığın, merhametsizliğe, iffetsizlik ve zulme bile bulamayacağı mazeret yoktur. Zira vicdani donanımı bulunmayan aklın ne merhameti ne iffeti vardır; sadece yarar-zarar bilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Batının üstünlüğü; dilini internet dahil uluslar arası bütün ilişkilerde egemen bir dil haline getirirken bütün dünyanın zihniyetini ve algı dünyasını da kendisine benzetmektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yeryüzündeki zulüm; Tanrısal bir dilden yoksun batı dünyasının dilinin inşa ettiği bu zihniyetin eseridir. Bu dile aşina olmaya çalışanlar bu zihniyeti, algı dünyasını ve zulmünü olumlayan bir süreçte bulurlar kendilerini.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bu nedenle Batı dilleri ile gelen bir peygamber olsaydı; ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın tanrısal özden yoksun dillerine “adalet, rahman ve rahim” sıfatlarını kazandırır; zihniyetlerini değiştirir ve sahip oldukları güce rağmen dünyada bu kadar zulüm, kendine hayat alanı bulamazdı. Olmadığı içindir ki bugün yeryüzünde zülmun failleri bu millet/devletlerdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dilin iktidarı dünyada zulme mi yoksa adalete mi hizmet ediyor; o dil mensuplarının eylemlerinde ve kelimelerinde kendilerini ele verir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="color: black; font-size: 14pt; mso-fareast-font-family: SimSun; mso-fareast-language: ZH-CN;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;O zaman sorunun bir halkın Doğulu-Batılı olup olmadığı, Felsefi-etik geleneğinin bulunup bulunmadığı sorunu olmayıp ister istemez bir dilin inşa ettiği zihniyet sorunu olduğu iddiasındayım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 14pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Türkçe’nin yeri burada nerede diyenlere Türkçe’de “zalimlik, zulüm, işkence, gasp” gibi kelimeler var mı? Yoksa bir Türkün zihniyeti nasıl inşa edilir: algı dünyası nasıl oluşur sorularının cevaplarını Türkçe’nin tanrısal özündeki işaretleri arayarak verebiliriz. Gelecek yazı da bu imkanı araştıracağız inşallah. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-5197418525899094674?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/5197418525899094674/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=5197418525899094674' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/5197418525899094674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/5197418525899094674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2011/09/dilin-iktidar-ii.html' title='Dilin İktidarı II'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-3126749979286772886</id><published>2011-09-16T03:31:00.000-07:00</published><updated>2011-09-16T03:31:57.969-07:00</updated><title type='text'>Dilin İktidarı I</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;DİLİN İKTİDARI-İKTİDARIN DİLİ 1.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Mustafa EVERDİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;A.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Fatih&lt;span style="mso-tab-count: 2;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Fatiha&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Miftah, &lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Fetih&lt;span style="mso-tab-count: 2;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Açan&lt;span style="mso-tab-count: 2;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Açılan&lt;span style="mso-tab-count: 2;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Dişil&lt;span style="mso-tab-count: 2;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Eril&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;İnsanın ana dili -sözlük anlamıyla açılan- Fatiha’dır. Önümüzde bir dünya açılır. Bu dünyadan girmemezlik edemezsiniz. Bu nedenle her toplantı, her eylem el-fatiha nidasıyla biter (ya da başlar). Oysa yabancı dil Fatih’tir; kelime anlamıyla açandır. Ancak fail olan fatiha (açılan)dır; münfail olan Fatih (açan)dır. Dil bu yönüyle milletlerin birbirinden farklılığını ortaya koyan başlı başına mucizevi bir olaydır. İnsanın doğduğu kucağın yakınından gelen seslerle kendini ifade etmeye başladığı ilk dile ana dil diyoruz. Bu nedenle ana dil dişildir; fakat sevgi ve kendini ifade dilidir. İnsanı insanlaştırandır. Yabancı dil eril, fetihçi ve başkalarının duyuş ve düşüncesini kendine malederek ifade etme dilidir. Bu bakımdan münfaildir; eylem içinde olan aslında edilgen bir hale gelmiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Yabancı dil öğrenme faaliyeti fetheder, fethedilen ana dilidir. Burada İktidar ilişkisi vardır. Bir başka zihniyeti, hayat tarzını, dünyayı algılama biçimidir. İktidar ilişkisinin başlangıcıdır çünkü dil küçüğün büyüğe; zayıfın güçlüye; cahilin bilgiliye; öğrencinin öğretmene, tabi olanın efendisine, yönetilenin iktidara öykünmesidir. Hiçbir toplumda tersi olmaz. Güçlüye benzemek isteyen onun dilini öğrenme çabası ve zorunluluğu içinde bulur kendini. Bu nedenle dil despotik bir niteliğe sahiptir. Yiğidi kılıç kesmez bir acı söz öldürür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Kuran Arapça indirilmiştir. Başka dil mensupları İslamı öğrenmek için kaçınılmaz olarak yabancı bir dil öğrenme çabasına, yani iktidar ilişkisine girerler. Burada fetheden Kur’andır, Arapçadır; fethedilen gayrıarap halklardır. Bu yüzden başka milletlere ulaşan İslam; sonradan intisap edenlerin elinde ihtisas alanlarına (Hadis, fıkıh, siyer, kelam vb) ayrılmaya başlamıştır. Bu iktidar ilişkisi Kuranî kelimelerin anlam ve çağrışımları üzerine yoğunlaşarak Kur’anı anlamak çabası yerine olay ve olgularla ilgilenmeyi getirmiştir. Bu yöneliş; ihtisaslaşma yanında farklı yorumları, çatışmaları, hizipleri doğurmuştur. Böylece Kur’an dışında büyük bir külliyat oluşmuş; mezhepler meydana gelmiştir. Fethedilenler, (İslam’a giren gayrıaraplar) Fatihler (Müslüman Araplar) karşısında bir iktidar alanı oluşturmayı ancak böyle bulabilmişlerdir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bunun olumsuz olduğunu söylemek istemiyorum. Sadece bir olguyu açıklamaya çalışıyorum. Sultan II. Mehmet (Fatih)in; yönettiği milletlerin duyuş, düşünüş ve zihniyetlerini öğrenip daha yakından tanımak için birçok yabancı dil öğrenmesi iktidar ilişkisini tersine çevirmek, yani fethedilmemek içindi. Birçok ülkeyi ve milleti yönetmek için yabancı dil öğrenilmesi bir ilm-i siyasettir. Bütün büyük devletlere mensup görevli ve uzmanların azınlık dillerini bile öğrenmeleri bu bakımdan anlamlıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Buna karşılık güçlü devlet ve milletleri anlamak için yabancı dil öğrenilmesi gönüllü fethedilmedir. &lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;1908 Meşrutiyet ilanı ile gelen hürriyetten &lt;i&gt;Servet-i Fünuncular’&lt;/i&gt;ın anladıkları İngiliz elçisinin arabasındaki atları çözerek kendileri koşulmaları bunun tipik örneğidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftn1" name="_ftnref1" style="mso-footnote-id: ftn1;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; font-size: 12pt; mso-ascii-font-family: Calibri; mso-bidi-font-weight: bold; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Fatih Sultan Mehmet’le aynı iktidar ilişkisini yaşamıyorlardı. Onların yaptığı kendi milliyetlerine aykırı bir özenti içinde olmaktı. Çünkü yabancı dil bilmeleri ve Avrupa’yı Osmanlı’ya taşıma sevdaları fethedildiklerinin farkında bile olmayan bir yabancılaşma doğurmuştu. Bu zihniyetin hâlâ devam ettiğini söylemem gereksiz. Bu nedenle bir yabancı dil bilmeyenin kendi dilini daha iyi kullanacağı, sözlüklerde mevcut olmayan yeni kelimeler türeterek dili zenginleştireceği açıktır. Ancak bunu söylerken birçok eseri ve yazarı özgün dilinde okumanın okuyabilmenin üstünlüğünü reddedecek değilim. Benim meramım dil-iktidar ilişkisinde altta mı yoksa üstte mi olduğunuzu göstermektir.&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu nedenle&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Türkler yabancı dili öğrenmekte zorluklar yaşamaktadır. Bunda mensup olduğu dil ailesinden gelen zorlukların etkisi yadsınamaz ancak asıl neden fetihçi bir milletin bir başka milletin dilini öğrenme çabasını gülünç bulmasıdır. Eğer Türklerle ilişki kurulacaksa karşı taraf Türkçe öğrenmelidir. Türk zihniyeti herkesin Türkçe öğrenmesini ister. Kendisini bir zahmete sokmaktansa, karşı tarafın çabasını tercih eder. Hatta Kürtçe anadil eğitimine karşı çıkmanın temel saiklerinden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Şimdi iddiaya göre Türkiye’de 20 milyon Kürt var. Onlarla anlaşmak için kendi yurdunda bir başka yabancı dil öğrenme zahmeti bütün siyasal çekincelerden daha baskındır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Halkımızın eğitimi kıt, kafası kalın ve muhayyilesi zengin olduğundan fetihçidir. İslam dünyasına intisabının ardından kölelikten Memlukluğa, paralı askerlikten sultanlığa sıçramıştır. Avrupa, Paris güzellemeleri yapan aydınların nüfuz edemediği Batıya; eğitimi kıt, kafası kalın ve fakat muhayyilesi zengin halkımız dühul edebilmiştir. Bugün Avrupa’nın her şehrine, dilini, kültürünü, dinini, mabedini ve yemeklerini taşıyan, kendince bir hayat alanı açan işte bu halktır. Aydınlarımızın Avrupa güzellemesi yaptığı o eski dönemlerde Türkiye fes, sarık ve Ortadoğu ülkesi olarak biliniyordu. Bugün Türkiye’yi &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;tanımayan bir Avrupa ülkesi kalmamıştır. Bu aydınların yabancı dil bilme üstünlükleri ile batıyı fetheden eser ve faaliyetleri ile &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;değil eğitimi kıt, kafası kalın ve fakat muhayyilesi zengin halkımız tarafından gerçekleştirilmiştir. Tabii bunun tek başına özelde Türkiye’yi genelde Doğu Medeniyetini dört başı mamur temsil edip etmediği tartışılabilir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Aydınların halkın açtığı bu alanlar üzerinde rafine bir temsil oluşturabilmeleri yabancı dil üstünlüklerini hangi tarafın lehine kullanma niyet ve iradesi ile belirlenecektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Dillin iktidarı, iktidarın dili böyle bir maceradır. Bu konuya devam edeceğim inşallah.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="mso-element: footnote-list;"&gt;&lt;br clear="all" /&gt;  &lt;hr align="left" size="1" width="33%" /&gt;    &lt;div id="ftn1" style="mso-element: footnote;"&gt;  &lt;div class="MsoFootnoteText" style="margin: 0cm 0cm 1em;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=5313118234696887333#_ftnref1" name="_ftn1" style="mso-footnote-id: ftn1;" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: Calibri; mso-char-type: symbol; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt; Ahmet İhsan (Tokgöz), &lt;i&gt;Matbuat Hatıralarım 1.Cilt&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-3126749979286772886?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/3126749979286772886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=3126749979286772886' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/3126749979286772886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/3126749979286772886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2011/09/dilin-iktidar-i.html' title='Dilin İktidarı I'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-381305703705072803</id><published>2011-02-11T05:48:00.001-08:00</published><updated>2011-02-11T05:48:54.567-08:00</updated><title type='text'>Yalnızlık</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Biri diğer birin yanına ulaşamayınca adına yalnızlık dediği bir odaya giriverirmiş. Artık bu oda onu ve ruh halini tanımlayan bir kavram olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;Yalnızlık sadece odaya girmekle olmuyor tabii ki. Orada yaşamayı, kendine yetmeyi, kendinle konuşmayı ve mümkünse çoğaltmayı gerektiriyor. Bu nedenle yalnızlar rıhtımı bile yapılmış. Arada bir karşılaşmak veya aynaya bakmak için. Herkesin yalnızlığı yine kendincedir. Ama ortak yönleri de var ki arada karşılaştırma, sağlama yapmak gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İnsanın en belirgin özelliği konuşmaktır. Konuşma anında içinden geçen fikirler konuşmaya ve konusuna odaklanır. Rahatlatıcı bir yanı vardır. Oysa yalnızlık konuşma için başka bir dil icat etmeyi gerektiriyor. Zaten bir günde insan beyninde 90000 fikir belirir ve kaybolur. Bazen birinde yoğunlaşırsın yoksa daldan dala atlar durur. Bir fikir etrafında yoğunlaşmak ancak bir temrin, ekole bağlılık ve alışkanlıkla mümkün hale gelir. Yoğunlaştığın senin istediğin alanda düşünme eylemini sürdürdüğün anlamına gelir. Yoksa değişik düşünceler gelip gelip seni bulduğunda iç dünyanda istikrar kaybolmuş demektir. Bu zamanlarda iç sesin insan beynine yüklenip baskı yaptığı zamanlardır. Artık insan kendisini yetersiz görmeye başlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yalnızlık iyi hastır ama insan sonunda kendisine acır bir halde bulabilir. Çünkü yalnızlığını çoğu zaman ceza olarak görür. Bu cezanın tanıdıkları dostları yakınları tarafından verildiği düşüncesi zihnine baskı yaparsa suçu dışarıda birilerine atar. Rahatlatıcı bir yanı vardır ama gerçeklerden kaçma ihtimali her zaman söz konusudur. İhanete uğramış duygusu yaşatır, alınganlık çoğalır ve aniden ağlama isteği gelir bulur insanı.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yalnız kalma suçunu kendisinde bulursa çevresine kimseyi yaklaştırmadığı., barındırmadığı, sonunda tek başına kalmaya müstahak olduğu fikri beynini oymaya başlar. Artık yalnız kendisini cezalandırma sürecine girmiştir. Yakında bu işkenceye dönecektir. Yalnız kalmaya mahkum olmasında kendini suçlamaya başlayınca bütün hayatını gözden geçirmeye, murakabeye ve muhasebeye dalar. Ancak kendisine acımasızdır, keşkeleri çoğaltır, içten kendisini yontarak yeni bir kişilik çıkarmaya çalışmadığı için yeni suçlar ekler iddianamesine.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yalnızlık bilinçli bir tercihse o zaman üretici olmaya başlar insan. Sanat ve edebiyat eserleri böyle ortaya çıkar. El sanatları, hobiler uygulama alanı bulur. Çağımızın bilgisayar ve internet bağımlılığı yalnızlığı cam fanusun içinde dondurmaktır. Hiçbir fikir çilesine imkan vermez. Kendine kalmaz insan. Bir kaçış içindedir. Aldanma ve aldatma en temel ruh halidir. Zaman kayıp gitmektedir; ne bir düşünce kırıntısı ne yalnız olduğunun farkına varabilmek imkanı yoktur artık. Işıkların siyah noktaların ve aldatıcı görümlerin arasında beyin görüntülerin geçiş hızına ayak uyduramaz ve işlevini iptal etmiştir. Kapatmıştır daha doğrusu. Mekanik hareketler içindedir ama beyne fazla iş düşmez. Sanal bir âlemin içinde sürekli kayıp gitmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Oysa bilinçli bir yalnızlık bütün bu aldanmalardan ve oyalanmalardan uzak durmaktır. Kendisini tek başına kendine yetmeye çalışan bir büyüme ve çoğalma uğraşı ortasında bulur. Muhasebesi kazançtır, Yeni durum alışlar ve&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;davranışlar geçmişin hatalarından arındırılmaya söz verilmiştir. Oturup tuşlara basarak yazı yazma, resim yapma ve hobilerini uygulamaya geçme fırsatı bulmuştur. Kimseye hesap vermeden açıklama yapmadan, anlatmak zorunda kalmadan kendisine neredeyse sonsuz bir hürriyet alanı açmıştır. Oda küçük olabilir ama zihinsel dünyası birden genişlemiştir.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;O zaman günlük hayatımızda 90000 fikirden 89000’i başkalarına kendimizi anlatmak uğraşı ve sosyalleşmenin bedeli olduğunu idrak eder birden. Toplumsal olanın ne kadar çok sınırlayıcı olduğunun farkına varır. İnsanı belirleyen çevreymiş meğer. Kendimize ayırdığımız zaman ve gösterdiğimiz ihtimam ne kadar azmış. Adeta kendimizden kaçarak başka insanlara,. Onların algısına sığınmışız. Daha doğrusu ana kucağından hiç ayrılmamışız. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İnsanın yetkinleşmesi kendisiyle yalnız kalabildiği süreyle ilgilidir. Sık sık dışarı çıkmak başkaları ile konuşmak, paylaşmak ihtiyacı içindeysen sosyalleşmeyi hayatın biricik gerçekleşme yolu sanıyorsundur. Yalnız kal bakalım; kendine bir bak. Neler yapmış, neyi hak etmiş ve ne kadar yetkinleşmiş. İş orada aynaya kendimize bakarken ortaya çıkar. Rol yapmamız gerekmez. Kendimizi güçlü göstermemiz de. İnsan en çok kendisine yalan söylermiş gerçi. Eğer yalnızken de kendini kandırıyor ve olduğundan daha büyük görünmeye çalışıyorsan ortada patalojik bir durum vardır.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yalnızlığı sığındığın bir vaha gibi görüyorsan artık yetkin insan olmaya başlıyorsundur. Kamil insan olmak için önünde kendinden başka bir engel kalmamıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-381305703705072803?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/381305703705072803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=381305703705072803' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/381305703705072803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/381305703705072803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2011/02/yalnzlk.html' title='Yalnızlık'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-2441502224758932552</id><published>2011-01-08T11:32:00.000-08:00</published><updated>2011-01-08T11:32:13.709-08:00</updated><title type='text'>GÜNEYSINIR’A VEDA</title><content type='html'>&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;17.Ağustos 2007 tarihinden bu yana Güneysınır yeni bir başlangıç oldu benim için. Hatıralar insan hayatını ele veren ömür parçalarıdır. Parçalandığımız kesin Güneysınır’da. Önce ailemiz sonra yüreğimiz. Ailemiz kendi içinde yaralarını sardı. Güneysınır için paralanmamız kendimizi mutlu etti ama Güneysınır karadeliklerinde kayboldu gitti. Yarın bir varmış bir yokmuş olacak. Artık yabancılaşma kapıda. “&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;O yıllarda Güneysınırdaydın öyle mi? Allah Allah ben hatırlamıyorum&lt;/b&gt;” diyecekler, geçene mazi derler ayakta kalana gazi!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Güneysınır bana hakkını helal etmesi için herkesi tek tek yoklamam gerekecek. O zaman hacca mı gidiyorsun diye soracaklar. Hacca gidenler helallik ister, biz de Güneysınır gaziliğinden sonra &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Nevşehir Kozaklı&lt;/b&gt; hacısı pardon Noteri olmaya gidiyoruz. Helallik isteriz. Benden yana bütün haklarım Güneysınır’a helal olsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Ekmek yedik, -su içmedik gerçi; paralı sulardan içtik- Güneysınır’da. Kiminin kalbini kırdık kiminin gönlünü. Yaptıklarımız var mı? Şüpheli, daha bir şahit çıkmadı erdemlerimize şahitlik yapacak. Ama bekliyoruz. Vefa adına, hakikat adına ve Hak adına.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Çünkü;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Biz dahi yapılır bulduk,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Taş u toprak arasında&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Güneysınır’da. İki gürültülü vukuatım dışında kimseyle çatışmam olmadı. Biri hilekar ve kurnazdı dışarıdan gelmişti. Biri nadan, nobran ve hoyrattı bir karış sakalıyla ve yanında fedai oğluyla. Polisler imdadımıza gelmedi; melekler geldi.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Gönlümüzde iki gece iz bıraktı. Güneysınır’da geçen BİNLERCE günün yanında esamisi bile olmaz. Lafı bile edilmez. Ettiğimize bakmayın bu da bizim affetmeyi erdem bilen öğütlere rağmen içimize atmamıza yol açan çiğliğimizden. Sabırla koruk üzüm olurmuş. Demek ki benim olmama daha var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;Güneysınır’a Elveda&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt; demek bu siteden olabilir ancak ve helallik istemek. Hakkınızı helal edin. Etmiyorsanız lütfen bana ulaşın, hakkınızı benden isteyin. Üzerimde bir borçla ayrılmak istemiyorum sizlerden ve Güneysınır’dan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Güneysınır hakikati aradığım ve güzellikleri sevgide bulduğum ŞİRİN bir ilçe. Yazılarımla öfkenizi de harekete geçirdim takdirlerinizi de. İnsan böyle bir şeydir; bulduğu her güzelliği biraz bozar, bozmadan kendine mal edemez. Dinleri bile bozuyor insanoğlu, kendine uyduruyor. Hiç kimseye muğber değilim, küs değilim ve düşman değilim. Yurdumun güzel insanları Güneysınır’da beni güzellikler içinde karşıladı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Güzelliklerle uğurlamasını istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Sürçü lisan ettimse affola. Çok konuştuğum kesin. Bu kadar çokluğun arasında “Tezekten terazinin boktan olur kefesi” diyenler haklı çıkmaz inşallah.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;Bütün Güneysınırlılara gönlüm ve evimin kapıları açıktır. Gönül defterimde isimleriniz yazılıdır. Lütfen kendinizi unutturmayın. Hoşça kalın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-2441502224758932552?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/2441502224758932552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=2441502224758932552' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/2441502224758932552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/2441502224758932552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2011/01/guneysinira-veda.html' title='GÜNEYSINIR’A VEDA'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-2425297184070452454</id><published>2010-02-12T08:22:00.000-08:00</published><updated>2010-02-12T08:45:34.947-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Gezi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Mustafa Everdi&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;yuzyil21@ttmail.com&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;KONYA’DAN GÜNEYSINIR’A ULAŞMAK&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Konya’ya gelip Güneysınır’a uğramadan gitmek Konya’nın sahip olduğu&amp;nbsp;zenginliklerin bir kısmını görmeden geçip gitmek demektir. Konya &amp;nbsp;Ovası’nda, her tarafı görmüş olabilirsiniz. Ovanın tarihi ve coğrafi&amp;nbsp;zenginliklerini bütün gezi kitaplarında bulabilirsiniz zaten.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu yazıya konu olansa çok nadir rastladığınız bilgileri içerir. Yerel&amp;nbsp;hazineler barındırır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Konya Karaman yolundan giderken Güneysınır ve Yerköprü&amp;nbsp;Şelalesi levhasını gördüğünüzde acilen bir karar vermelisiniz. Bu levhaları takip etmeli miyim yoksa her zaman arşınladığım yoldan devam mı etmeliyim? Bir tercihle karşı karşıyasınızdır. Her zamanki yoluna giderseniz Konya’yı gördüm diye çevrenize anlatabilir hava atabilirsiniz. Konya’yı iyi bilirim demek Güneysınır’ı görmeden boşuna bir öğünmedir. Bir cahil cesareti örneğidir. Çünkü ana&amp;nbsp;yoldan sapmadan gizli güzellikleri hiç göremeyeceksiniz demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-Brl62JI/AAAAAAAAAA8/dHG-r_anvDQ/s1600-h/Yol+G%C3%BCneys%C4%B1n%C4%B1r.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="300" src="http://4.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-Brl62JI/AAAAAAAAAA8/dHG-r_anvDQ/s400/Yol+G%C3%BCneys%C4%B1n%C4%B1r.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Güneysınır yoluna girdiğinizde sizi bekleyen yol manzarası yukarıdaki resimde görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ovanın ortasında dümdüz bir yol sizi Güneysınır’a ulaştırır. Antalya’dan gelenler için Akseki-Seydişehir yolunda Bozkır üzerinden Sarıoğlan’dan gelmelisiniz. Mersin Sertavul geçidinden inip Karaman’ı geçtikten sonra levhalarda Güneysınır aranmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konya-Karaman yolundan gelenler Güneysınır’a dönünce ilk karşılaştıkları kavşaktan sapmadan çevre yolunu izlemeli. Bu ana yola devam ederseniz Karasınır ve Güneybağ kasabalarının tam ortasındaki Dörtyol ağzında çevre yolundan ayrılırsınız. Bu dörtyolun bir tarafI Karasınır kasabasına gider. Diğeri Güneybağ’a. Her iki kasabada bir tepenin yamacında birbirine bakmaktadır zaten. Birini bulan diğerini kolayca bulur. İki kasabada kaybolma ihtimaliniz yoktur. Sizi istediğiniz yere götürecek yolu tarif eden hevesli birilerini bulursunuz nasıl olsa.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-aqdl11I/AAAAAAAAABM/Hl4A6MJ-kqE/s1600-h/G%C3%BCneys%C4%B1n%C4%B1r+002.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="300" src="http://3.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-aqdl11I/AAAAAAAAABM/Hl4A6MJ-kqE/s400/G%C3%BCneys%C4%B1n%C4%B1r+002.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Dörtyol ağzında bir yol Hükümet, Belediye binası gibi bütün resmi binaların bulunduğu alandan geçerek Güneybağ’a ulaştırır sizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneybağ’da bulunan Güvercinlik Mağarasına ulaşan yolu bir türlü bulamazsanız hiç kimse sizi suçlamaz. Mağaraya gitmek için bir kılavuz bulmanız gerekir ayrıca. Belediyede size yardımcı olabilirler. Güneybağ kasabası parkında oturanlar da istekli bir şekilde size rehberlik yapmayı teklif edebilir. Şansınız varsa size iyi bir rehber rastgelebilir ve mağarayı her yönüyle kazasız belasız gezebilirsiniz. Yoksa hiçbir şeyin garantisi yoktur. Bu endişeyle kasabada rastladığınız insanlara sorarak doğru yolu bulmak imkanı da bir tercihtir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mağara iki kısımdan oluşmaktadır. Birincisi fosil özellik gösteren ve sırasıyla yaklaşık 40; 25; 20; 30 m'lik dikey inişlerden oluşan kısım; diğeri geniş salon kısmıdır. Yeryüzünden 130 m. aşağıda yer alan dev salonun tabanı çamur ve yarasa gübresi kaplıdır. Mağarada perde oluşumlar; bayrak ve duvar sarkıtları; mağara sütleri gibi çok çeşitli oluşuma rastlanmaktadır. MAD tarafından -130 m'de yer alan salonun; Türkiye'deki dikey mağaralarda bulunan en geniş salon olduğu belirtilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-kjffGtI/AAAAAAAAABU/RmqKoh7eD3k/s1600-h/Ma%C4%9Fara.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="640" src="http://1.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-kjffGtI/AAAAAAAAABU/RmqKoh7eD3k/s640/Ma%C4%9Fara.jpg" width="480" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda Mağaranın salon kısmını ve MAD mensuplarının mağaraya ilişkin inceleme resimlerini görmektesiniz. Mağara kâşifleri ve tutkunları bu maceraya kendi bireysel gözlemlerini eklemekten kaçına¬ma¬ya-caklardır. Ben çok niyetlendim ama uzman bir rehber bulamadığım için yaşımın refleksleri yavaşlatan etkisinden de korkarak vazgeçtim her seferinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-xU1elSI/AAAAAAAAABk/1MkDW1nIuQQ/s1600-h/mgr2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="230" src="http://3.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-xU1elSI/AAAAAAAAABk/1MkDW1nIuQQ/s320/mgr2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haritası da yukarıda gösterilen mağaranın en yakın zamanda turizme açılması Güneysınırlıların ortak dileğidir. Türkiye’nin gizli hazinesi olarak şimdilik ziyaret edecek macera düşkünlerini beklemektedir. Herkesin görebilmesi için Özel İdare-Belediye el ele verip merdivenler döşemek; aydınlatmak ve bilet kesmek için bir görevli istihdam etmesi gerekir. O zaman halka da açılır. Ancak o günlerin çok yakın olduğunu söyleyemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik macera tutkunları bu zenginliği görebilecektir. Önce niyet edip sonra kararlılıkla ve tecrübe ile iniş takımları ve ekipmanları varsa bu keşfi gerçekleştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKTÜRBE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvercinlik mağarasını gördükten sonra Gürağaç (Armusun)’a gelip Aktürbeyi ararsınız. Selçuklular döneminden kalan sekiz köşeli tipik Selçuklu kümbetlerinin bütün özelliklerini taşıyan Aktürbe köy mezarlığının tam ortasındadır. As-Arena levhaları yolunuzu bulmanıza yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-8doZpsI/AAAAAAAAABs/GW6FCqGJjvI/s1600-h/Akt%C3%BCrbe.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-8doZpsI/AAAAAAAAABs/GW6FCqGJjvI/s400/Akt%C3%BCrbe.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Artık Kayaağzı-Habiller yolu üzerinden Yerköprü Şelalesine doğru yola çıkabilirsiniz. Zaten çıktığınız yol size kendinizi haber veren, kişiliğinizi ortaya seren bir işarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda sizi sebiller, dinlenme ve manzara seyretme alanları karşılar. Mevsimi ise yol kenarında dut ağaçlarını görürsünüz. Beyaz dutların tadına bakmak gerekir. Yolda durup su içmek ve sebiller önünde resim çektirmek de kendine yapacağın bir ikramdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_GJllO0I/AAAAAAAAAB0/-EqEv1H1al0/s1600-h/sebil.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="300" src="http://1.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_GJllO0I/AAAAAAAAAB0/-EqEv1H1al0/s400/sebil.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yolda Göksu hidroelektrik santralına veya bir mermer işletmesine dair levhalara aldanıp anayoldan çıkmadan hedefe doğru sabit durmak gerekir. İklim, hava size bin kanat takmış uçurmak üzeredir. Şelaleden önce kartal yuvası gibi dağların en yüksek yerlerine kurulan köyleri ve minarelerini görürsünüz zaten. Şelale levhasını izleyip suyun içinden geçerek park yeri bulmak için dikkatinizi toplamanız gerekir. Otomobilinizin altını sürtmemek için yavaş gitmenizde isabet var. Yazın Süleyman Amcanın pansiyonu hizmetinize hazırdır. Geceleri şelalenin sesini dinleyerek uyumak doğanın müziği eşliğinde müstesna bir gece geçirmenizi sağlar. Alabalık yemek de cabası.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_XUypAnI/AAAAAAAAAB8/CMHRPvbKEtc/s1600-h/%C5%9Eelale.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="480" src="http://2.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_XUypAnI/AAAAAAAAAB8/CMHRPvbKEtc/s640/%C5%9Eelale.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yerköprü Şelalesini görenler; koskoca ırmağın kaybolduğu yeri ve yer altında 500-1000 metre kaybolduktan sonra tekrar ortaya çıktığını gözden kaçırmasınlar. Yoksa şelaleyi gördüm demeleri hem doğru hem yalan bir iddia olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_kPAf5NI/AAAAAAAAACE/X4fQ6LgXgek/s1600-h/%C5%9Eelale2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="480" src="http://3.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_kPAf5NI/AAAAAAAAACE/X4fQ6LgXgek/s640/%C5%9Eelale2.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yerköprü Şelalesi ismi bir köprüde kaybolan koskoca nehrin şelale olarak yeryüzüne çıkması nedeniyle verilmiştir. Başka şelaleler gibi değildir. Gizemi vardır; herkese görünmez. Sırları vardır özellikle aramayanlar bulamaz. Hikmeti vardır; kitaplarda yazmaz; herkes anlatmaz. Siz şelalenin yanı başında keşfetmek için derin düşüncelere dalarsanız; durup dinlenirseniz ancak o zaman fark edebilirsiniz. Baharda kirazı vardır; yazın üzümü; güzün şeftalisi; çileği… Teraslarda bağ-bahçecilik yapan Sarıhacı köylüleri, Bademli ve Çakallar gibi köyler Avrupa’ya ihraç edilen kirazlar yetiştirir. Avrupalıya layık bu kirazlar yerlilere ancak Yerköprü Şelalesine gittiği zaman nasip olur. Yazın şelalenin altına girip soğuk sularda yenilenmek için şortunuz yanınızda olsun. Ayrıca etiniz, balığınız olursa piknik yapılacak yerler de vardır:&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_wt_uh9I/AAAAAAAAACM/IVYyYpuF3-k/s1600-h/Piknik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" height="480" src="http://4.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V_wt_uh9I/AAAAAAAAACM/IVYyYpuF3-k/s640/Piknik.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Piknikten Sonra Bademli’yi Çakallar (Çiftepınar)’ı geçip tepede bir yerde durursanız Yerköprü Şelalesini kuşbakışı izler; vadinin ortasında Göksu’nun kıvrılarak akışını ibretle seyredebilirsiniz. Nehrin iki yanındaki dağların ortaya koyduğu manzara ile kendinizi aşkın duygular içinde bulabilirsiniz. “Şelale hacısı” oldunuz demektir artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan ister Karaman’a yol alıp Mersin’e geçmeyi deneyebilir, ister Hadim’e doğru inerken bir kavis çizip Mavi Tüneli gördükten sonra Sarıoğlan’dan Konya yoluna çıkabilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gezi Konya’ya misafirleri gelen kişi ve kuruluşlar için bir günlük gezi olarak da planlanabilir. Hepsini bir gün içinde doya doya seyreder, keşfedilmemiş coğrafyaları gezer; sonra Konya’da ne kaçırdım duyguları içinde bir eksiklik hissetmezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de seçim size kalmış. Ovanın obruk ve çukurlarında bir gezi de tercihiniz; Güneysınır hazinelerini keşfetmek de bir tercihtir. Tercihler insanı ele veren işaretlerdir. Kişiliklerinizi ele verir. Kaybolmadan yeni keşifler yapmak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneysınır size kaybolmayı ve yeniden yapılmayı vaat eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne olsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-2425297184070452454?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/2425297184070452454/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=2425297184070452454' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/2425297184070452454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/2425297184070452454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2010/02/gezi-mustafa-everdi-yuzyil21ttmail.html' title=''/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_thHRyV7Oo1c/S3V-Brl62JI/AAAAAAAAAA8/dHG-r_anvDQ/s72-c/Yol+G%C3%BCneys%C4%B1n%C4%B1r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-7627722309802304654</id><published>2010-01-13T03:59:00.000-08:00</published><updated>2010-01-13T04:17:06.042-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Demirel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cindoruk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emeklili'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Emekli'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaşlılık'/><title type='text'>Yaşlanmak Da Güzeldir</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: center; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: center; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Mustafa Everdi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Gece yarısı uyanıp tuvalete gitmek, yaşlandıkça sıklaşmaya başladı. Gençken bir yatıyor; sabahleyin defalarca çağrılınca ancak uyanıyordunuz.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt; &lt;/span&gt;Uykunun bölünmesi, dışarıdan bir müdahale yoksa sözkonusu değildi o zamanlar. Tuvalete de sabah uyanınca gidiyordunuz. Yaşlandıkça gece tuvalete kalkmak yapmak zorunda olduğun bir göreve dönüşüyor.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt; &lt;/span&gt;Cimrilikten elektrikleri de yakmıyorum. İnsan yaşlandıkça cimrileşiyor herhalde. Gençken dünyayı yerinden oynatırım güveni insanı cömert de kılıyormuş demek ki. Yaşlandıkça muhafazakârlaşmanın ilk belirtisi cimrilikte ortaya çıkıyor; böylece yeni bir yaşlılık belirtisi ekleniyor mevcutlara. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;/span&gt;Bu yüzden o karanlıkta el yordamı ile yürütüyorum bütün faaliyetimi. Hem –Allah korusun- deprem filan olursa tecrübe kazanmak için tatbikat yapmış oluyorum diye kendime gerekçe buluyorum. Yatağın hemen yanıbaşında televizyon-uydu kumandaları, cep telefonu, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;/span&gt;gözlük, su bardağı bunları devirmeyeceksin, bir yere çarpmayacaksın, kapıları bulup açacaksın, terlik giyeceksin ve tuvalete oturmak nizami olacak. Bunları yapan biri deprem gibi afetlerde nasıl davranılacağına dair bir alışkanlık kazanmış demektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;O karanlıkta faaliyetlerimi yaşlılığın ve sürekli tatbikatların kazandırdığı tecrübelerle iyi yapıyorum. Ancak küçük su dökerken ne kadar çaba göstersem de uzağa gitmiyor. Çocukken en uzağa ulaşma yarışmaları yapardık. Ben diyeyim on metre sen de beş metre filan oluyordu. Şimdi bu mesafeler cm. olarak bile zorluyor insanı. Bari paçalara bulaşmasın diye onları da topluyorum. Yine de sese duyarlı bir şekilde sürdürürsen, ancak o zaman gittiği yerden emin olabiliyorsun. Yoksa üzerini ıslatmak işten değil. Prostat muayenesine de gidemiyorum. Muayene önden değil aynı zamanda arkadan yapılıyormuş. Şimdi Maranki’nin lavman tavsiyesine bile karşı çıkmış biriyim. Bu adam güzel, hoş konuşuyor da şu lavman işi akla ziyan. Acaba her yerimize müdahale yapıldı; namusumuza müdahale görevi de ona mı verildi diye şüphelere düşüyorum. Bu yüzden söylediği bütün güzel tavsiyeleri de çöpe atıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Neyse kazasız belasız tuvalet işini bitirmişim. Yaşlılık mı yoksa karaciğerin bir fonksiyonu da vücut ısısını dengede tutmakmış; ayaklarım kış-yaz ateş gibi yanıyor. Onları ıslatmadan uyumak mümkün değil. Bu yüzden hem abdest alıp yatıyorsun hem de Ebu Talip sendromundan kurtulmuş oluyorsun. Rivayet odur ki; peygamberimizin&amp;nbsp;amcası Ebu Talip bir türlü iman edemedi. Cehennem ateşinden korunması için peygamberimiz cenazesinde onu bütün vücudunu oğarak yıkadı. İlahi takdir; ayak tabanlarını unuttu. Bu nedenle cehennemde ateş, Ebu Talibin tabanlarından işleyecek diye bir rivayet var. Benim ayaklarım da ateşlendikçe Ebu Talip kompleksi mi sendromu mu ne derseniz ona kapılıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Bir kış Ankara’dan Giresun’a otobüsle yolculuk yapmam gerekti. Otobüste ayakkabıları çıkaramıyorsun, içerisi sıcak. Dışarısı eksi derecelerde. Herkes mola yerinde tuvaletlere koştururken ben acele ile ayaklarımdan çorapları çıkarıp soğuk zemine ve karlara basıyorum. Gören deli midir nedir diye acayip bakışlar fırlatıyor. Kimse derdin nedir diye sormuyor soramıyor; anlamak için bir çaba da göstermiyor, tuhaf davranışıma şaşkın nazarlarla bakıp geçiyor yanıbaşımdan. Ayaklarım soğuyunca tekrar otobüs yolculuğuna katlanabilir hale geliyorum. İşte bu yüzden gece uyanmanın, tuvalete kalkmanın bir faydası oluyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;/span&gt;Ayaklarımı tekrar ıslatarak ateşini düşürüp ısısını ayarlıyorum. İnsan vücudu ne harika bir sisteme sahipmiş; bunu ancak hastalanınca, bir organ işlevini kaybedince veya yaşlanınca anlıyorsun. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Yine de her yaşın ayrı bir güzelliği var. Gece teheccüd kılmak kolaylaşıyor, abdestli gezmek sıhhatli olmanın somut bir eylemine dönüşüyor. Ev, araba mülk edinmek telaşından, çocukları okutmak, evlendirmek gailesinden kurtulduğun bir vakte erişmiş oluyorsun. Az-çok bir emeklilik maaşın var ve iyi-kötü sağlık sigortan oluyor. Tek derdin gelecek günü geçen günden daha nasıl verimli kılarım düşüncesidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Aynada bakıyorum kendime; yüzbinlerce anı, soru, fikir belirip kayboluyor. Yarım yüzyılın hatıraları film şeridi gibi kendisini seyrettirmek için zorluyor. O anda gözlerime bakınca çocukluğumdan kalan o hınzır gülümsemenin izlerini yakalıyorum. Oğlum diyorum kendi kendime; yaşlandın ama büyüyemedin, hâlâ içindeki çocuk gözlerinden el ediyor. Şimdi bu çocuğu azarlamak olmaz. Aynada gözlerimden çocuğumu seviyor; kendime katlanabilecek bir yön bulmuş olmanın mutluluğu ile tekrar yatağa dönüyorum. Allahtan yatak hala sıcak. Yorgana sarılıp yeniden uykuya dalmanın rehaveti ile kıvrılıp kalıyorum. Yoksa bu kış günü kendini ısıtmak büyük bir mesele.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Allah benim sahip olduğum işi herkese versin, desem dünyanın işleri yürümez. Sabah onda kalkıp işe gidiyorum. Akşam 16’da işten dönüyorum. Şuna bak! İnsanın babası olsa bu mesaiye bir ücret ödemez. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;/span&gt;Ben de mesaime bir ücret almıyorum, alamıyorum zaten. Kahvelere takılıp, camilere uğrayıp, hangi market bugün nelerde indirim yapmış diye ihtiyaç borsasını takip ediyorum.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt; &lt;/span&gt;Bu borsaya hâkimiyetim sayesinde gül gibi geçinip gidiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&lt;/span&gt;Tek şikâyetim çok uyumak ve vaktimi değerlendirmek yerine tembelliğe prim vermek. Hâlbuki benim; hayatımı, ülkeyi, dünyayı kendi haline bırakma lüksüm yok. Bir yola hale koymalıyım. Kimsenin böyle bir görev verdiği de beklediği de yok. Ben durumdan vazife çıkarıyorum. Bir vazife verilse gözlerimi kapayıp yapacağım ama devlet bile benden beklentisini asgariye düşürüp emekli maaşı bağlamış. Bu yüzden emekli maaşım da asgari ücret seviyelerinde zaten. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Ben devlete hak veriyorum. Zaten yüksek maaş verecek olsa beklentisi de yüksek olurdu.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt; &lt;/span&gt;O zaman Demirel, Cindoruk gibi çırpınıp duracaktın! Bu çırpınma hayırlı mı orası da kuşkulu. Ahir ömründe fikirlerini, eylemlerini temize çekmek yerine ha bire müsveddeye talim etmek insanı zorlayan bir vazife tabii ki. Bu yüzden de kendime yeni bir mutluluk vesilesi bulmuş oluyorum. Benim sevdam karşılıksız. Bir şey beklemeden ve bu gibi adamlara rağmen bir vazifeşinaslık. Elbet ihtiyari olduğu için hasbi ve değerli de.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm auto; text-align: justify; text-indent: 19.85pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Hâsılı şu an bilgisayarda harflerin kelimelere, cümlelere dönüşmesi için iki parmağımla ve var gücümle çalışıyorum. Artık ortaya çıkanın ne olduğuna dair kararı vermek de size düşüyor. Bu kadar çabayı da siz gösteriverin, bir güzel okuyun yazımı diyelim. Elbirliği, işbirliğini getirir o da hayatı daha yaşanılır kılar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;, &amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 11pt; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-language: EN-US; mso-fareast-theme-font: minor-latin;"&gt;Okumasanız da ben yazmayı sürdürüyorum. Kararlıyım. Yoksa ahir ömrümde sıkıntıdan patlayacak halim yok. Ne zaman iyi bir yazı okumak istesem bilgisayar başına geçip bir yazı attırıyrum.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-7627722309802304654?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/7627722309802304654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=7627722309802304654' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/7627722309802304654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/7627722309802304654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2010/01/yaslanmak-da-guzeldir.html' title='Yaşlanmak Da Güzeldir'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-3336908160368072200</id><published>2010-01-13T03:52:00.000-08:00</published><updated>2010-01-13T03:57:14.977-08:00</updated><title type='text'>HANİ ŞARKIMIZ VARDI?</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Mustafa Everdi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Yarım kalan bütün yolculukları tamamlamak için bir yola hazırlandık. Bu hazırlanış nesillerin ilk macerası oldu. Geride bıraktıklarımıza bakmadık, özlemi unuttuk; bir davaya bir yola, bir ideale kilitlenmenin bütün sıkıntılarını yoldaş eyleyip kendimize rehber aldık. Rüzgarın sesine ses veren bir yankı bulamadan uğraklarda oyalanmadan bulutlara değdi başımız. Yaylalardan doldurduk torbalarımızı, metropollerde katık ettik nefeslerimize. Ovalardan aldığımız hızın, düşüncelerimize kanat taktığı bir ortamda rüşde erdi ideallerimiz. Bizimle büyüyen bir Türkiye idi Büyük Türkiye. Bütün ağırlıklarına, çamurlu yolların sırtımıza eklediği bagajlara inat bir fetih coşkusu ile kuşattık kaleleri. Kaleler bir turnike gibi eklendikçe önümüze daha azimli yürüdük seferlere. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Seferler okullarda, işyerlerinde, kongrelerde ve Ankara yollarında. Görüş alanımızda bütün bir vatan sathı, haberdar kılmadan kimseleri, irrasyonel bir sevda uğruna koşularımız. Belki aradığımız dilberin de haberi yok, kendi kendimize gelin güvey olarak genişlettik yüreklerimizi. Milletin terkedilmişliği, ilgisizliği, itilip kakılmışlığı bir kader olmaktan çıkacak bir rüyaydı artık. Millet çölde susuz kalmış dikenler gibi döküldü yollara, okul bahçelerine, kura ve sınav kuyruklarına. Hiçbir torpil bulamadan, hamil-i kart taşımadan bir iddiaya girmenin parıltısını taşıdılar gözlerinde. Tek geçerli mazeretleri; çocuklarının mürüvveti; istikbalin somut bedenleriydi. Taze bir fidanın istekli coşkusuyla büyüdü bedenlerimiz. Belki bir gül idi kimine kuşku saçan bir umut, kimine diken olup “zararlı” ilan edildi, “sakıncalı” olmak bir kaderdi artık, imam-hatipliye, imanlıya, namazlıya, bir dönem geldi solcuya, marksiste, aleviye,sünniye. Yolu açık olmanın tek niteliği; tavırsız, tepkisiz ve inançsız olmak, boş nazarlarla bakıp “ ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu” diye fısıldamak. Kaderimiz, yetersizlik oldu, bütün sınavları başardık mülakat bize karşı icat edildi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bir diken görüldüğümüz kesindi, ülkenin orkidesi, gözlerden ırak ve ayakaltında. Ufkumuzun sınırsızlığında hülyalar bizimleydi, sınırlılıklarının sınırında onlar. Hayatımızın bir yönü yaşama, bir yanı ölüme açılan döner kapılara dayandı. Biz birinden ötekine ne zaman geçeceğini bilemeyen bir saflıkla çarptık kapılara. Ovalarda, yaylalarda uçmayı bilirdik, şehirlerde yanlış kurulmuş bir hayatın hem faili olduk hem mağduru. Tanımsız, biçimsiz, kavramsız, köşesiz adamların yürüdüğü bulvarlardan ara sokaklara saptık, yeteneklerin virane misafirleri görkemli binalara girip çıkmaz oldular. Şehirlerde huzurun adem babaları yer buldu, biz gösterişli diplomalarımızla bir köşe tutamadık. Terkedilen bütün köşeler kapıldı, dönüldü ve atı alan Üsküdar’ı geçti. Yetersizliğin parlak ambalajı istihbaratın, ordunun, bürokrasinin ve meclislerin gözünü kamaştırdı. Bilinçleri kamaşan bütün yönetimler, yakını görmeyen ihtiyarlar gibi unuttular bizi bulunduğumuz odalarda. Yaygaranın maç spikerleri yükselen değer oldu, anlamsızlığın filozofu ve medyanın maydanozu. Türkiye Pirüs zaferinin taklarını dikti her bayramda, tembelliğin kaktüsü gibi. Ve nutuklar attı sağırlar topluluğuna, belgeseller gösterdi körler grubuna ve inanç yüklemeye çalıştı, bozuk disketlere, hedefler gösterdi yüreksizlere. Mujiklerin aristokratlık tasladığı paparazzilerde figüran olup baş aktör sandı kendini ve aldattı sosyal bir toplumun bütün fertlerini.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Erdemlerin çörek otu kurudu saksılarda, ibretlerin acı kahvesi telvesiz fincanlarda. Bütün yaygaralar bir tören klasiği içinde tekrarlandı kokteyllerde, salonlarda. Salonlar bir riyanın kutsanma ritüellerine döndü ve sokaklar çalışkanlığın, emeğin ve yoksulluğun deve dikenleri ile doldu. Millet uzun yol şoförü olsaydı dünyayı kaç kez dolaşırdı bilinmez, hesaplanmaz bir cebir sorunu olurdu. Monotonluğu dert etmezdi, dinazorlara tahammül edebilirdi, kıstırılmışlığın saldırgan köpeği gibi ses çıkarırdı, horozlanabilirdi, şimdi iktidarın umutsuz destekçisi ve istikrarın yorgun bekçisi, muhalefetin sessiz iç geçirmesi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ey devletlüler, milli güvenlik kurulu üyeleri, devletin sahipleri ve yalova kaymakamları: Güvenlik soruşturması yok muydu hırsızlara, vurgunculara ve soygun düzeninin parazitlerine. Hep bize mi çalıştı bu uygulama ve namazımız bir kambur gibi sırtımıza yapışmış göründü gözlerinize. İnançlarımız cüzzam oldu; yolumuz islam, ülkü yolu ve sosyalizm. Herkesi eşit kıldınız inançsızlıkta, köşeyi dönmek ve soygun yolunda. Yükselttiğiniz bütün paradokslar cezaevlerinde yer bulamaz oldular kendilerine. Analizleri şaşırdı. Hani yol onlara, tekme bizlere ve gidiş muasır medeniyete ve çağdaşlığa idi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Soygun olmayan bir hücre kalmadı bürokrasinin bütün odalarında. Biz degeme kapılarında iken onlar bütün birifinglerin baş davetlisi idi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Bugünse biz ovalarda uçurtma uçururken onlar Ağır Ceza kapılarında, sorgu odalarında ve tutuklanma sıralarında. Bu gidişle kim kalacak masum ve temiz? Kim atacak ilk taşı günahkara? Ne zaman dönecek devir ve hesap? Kim tutacak elinizde kalan her parçayı gönül tutkalıyla yapıştırıp birliği ve bütünlüğü sağlayacak?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Biz olmazsak, biz bir ideal için uzun yürüyüşlerde kaybolanlar, marksistler, sosyalistler, ülkücüler ve islamcılar –hatta kürtçüler-; bütün yollar çıkacak Silivri’ye, Silivri’de bir cezaevine! Ki Hilton oldu oralar, çalınanlardan arta kalanlarla. Ve çıkarılan aflarla. Kim taşıyacak bu yükü, inançsızlığın heykellerini inşa edenler, soygunun sistemini kuranlar ve vurgunun şarkısını besteleyenler mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Hani şarkımız vardı? Yüzyılların bestesini dillendirecek ve bir uçtan bir uca bütün ülkeyi bahar kılacak? Neden tükendi bütün şarkılar ve sadece bir ezgi kaldı. Anlamı kayan ve yazıldığı bağlamdan kopan? Kader mahkumlarının çığlığı iken şimdi moda olan ve beyaz yakalıların ve omzu dolu olanların, milli marşı olan ezgi. Sözler aynı sadece söyleyen ağza yakışmıyor ve uymuyor:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-ALIGN: justify; TEXT-INDENT: 3cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;“Hapisanelere güneş doğmuyor”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-3336908160368072200?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/3336908160368072200/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=3336908160368072200' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/3336908160368072200'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/3336908160368072200'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2010/01/hani-sarkimiz-vardi.html' title='HANİ ŞARKIMIZ VARDI?'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-3332818131764690080</id><published>2010-01-13T01:45:00.000-08:00</published><updated>2010-01-13T01:50:03.560-08:00</updated><title type='text'>21.Yüzyıl Şarkıları</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kim Söyler Bu Şarkıyı Kim Dinler?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Mustafa Everdi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Unutan ve unutulan bir ülkenin sıradan çocukları!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Dini önemseyip, Türkiye'yi unutanlar, Türkiye'yi ciddiye alıp dini unutanlar! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Doğu acıların, zulümlerin ülkesiydi doğru ama mutluluğumuz da Doğudur, Türkiye'dir, Türkiye'dedir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Zamanla bu coğrafyadan kopanlardan bizi ayıran bu topraklarla olan haşr-u neşrimizin kıdemiydi. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Şiddete maruz kalmalar, açlıklar, soygunlar, haksızlıklar, yolsuzluklar bu coğrafya için canlı bir suçlamadır. Milletimizin varlığı zalimlere; soyguncuların varlığı milletimize hakarettir. Milletimizin ağlaması, zulmü kınayan, zalimleri mahkum eden bir karardır. Mazlum rütbesini almak, aşk ve umudun zaferidir. Zalimlerin yüz karasıdır. Tesellinin en son mertebesidir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Coğrafyamızın her metre karesi, mesihin ve mehdimizin, o gelmezse müceddidimizin gelmesinin bekleme mahallidir. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Yalnız bir yolculuğa çıkmış milletim, dindaşlarını yalnız bırakarak nereye varacaksın? Güç verdiklerinin vurduğu sillelerle insan içine hangi yüzle çıkacaksın?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Aşkın sırrını açiklamak, -devlet sırrını bırakınız- bir mankenin sırrını açıklamaktan daha önemsiz hale geldi. Hiçbir televizyonda, gazetede kendine yer bulamadığı gibi hiçbir şehirde de mekanı yoktur. Küllükler bile bir yer vermez ona. Çünkü sırları açıklamak, amacına varamayanların makamıdır. Başarıya ulaşamayanların, yenilgilerine mazeret arayanların durağıdır. Muhabbet tellallarının baş tacı edildiği bir dönemde aşkın kitabını yazmak elbette gazete genel yayın yönetmenlerine kalmıştır ve bu gerçek unutulmaya terk edilenlerin, nisyan ile malul olanların cezasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Yollarda Mehdi, mesih, müceddid, gönül kılavuzu ve fikrin üstadını aramanın; vasi, veli, hami, efendi, ağa ve patron edinmenin yanında ne anlamı ve hükmü olabilir? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Ben artık çağdaş bir Hallac'ım, şeriatçı da yan bakar, laikler de... Milliyetçiler, islamcılar, batıcılar da. Bir çıkmaz sokakta kaybolmaktır en sonunda akıbetim. Halbuki plaza ve genel merkezlerde "görünür olmak" modadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;"&gt;Dar-ı Mansur da durdum, cami kapısı gibi, abdestin yok deyip almadılar, sen alevi değilsin, dara çekilmek neyine diyenler, Sivas'ı Kerbela yaptılar. Cemler parti merkezlerinde kurultay yaparken bana düşen "hergün aşureyi yaşamak ve her yeri kerbela görmek"tir.&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kadınlarımız saçlarını, evlatlarını idam eden iplere katmışlardır. Erkekler, seslerini, eğitim sahasında silah gibi çatmışlardır. Sevgiye ağu katılmış, ilgileri diken olup batmış ve ağıtları mezarlıklarda çalınan cenaze müziğine dönmüştür. Artık şehit anaları kameralar karşısında vakarlarından soyunmuş ve ağıtlarını sermaye yapmışlardır. En acılı, en derin nehirleri geçip bir kaşık suda boğulmuşlardır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Laiklerin kuru laf kalabalığı ve İslâmcıların kuru iddiaları ile kurulan mükellef sofralardan herkes aç kalkmıştır. Kürsülerden söylenen, ahmak ıslatan gibidir, ne toprağın çatlamasını önler, ne tohumun yeşermesini sağlar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Yanyana çatılmış kulübelerden, teneke damlı gecekondulardan ve varoşlardan ne bir şehzade çıkar, ne bir prenses. Seçkin mekanlardan çıkanlar beyaz, besili ve hantaldır, ne bir şehzadeye benzer ne de bir prensese. Herkes birbirini birbirinden habersiz çirkinleştirmektedir. Düşene bir tekme vurma modası yerini çamura düşeni baştacı yapmak devrine bırakmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Hilkat garibesidir fikrin yavruları, gelinleri Gülistanın cadısıdır. Oğulları bu toprağın tepegözüdür. Ve sağduyunun Deli Dumrul'udur. Akl-ı selimin yolunu kesen eşkiyadır. Herkes aynı ritmle sallanmakta ve medyanın, holdinglerin şarkısına el çırpmaktadır. Cem Uzan'ın korosuna, yeni gözetlemeci gençler katılmaktadır. Kim kızını soyup Nez kılığında sarhoş kusmuklarına meze yapmaktadır? Ve kimler kimlerden hıncal'maktadır. Kinini kim kusmakta; kim buna teşne bir raksa eşlik etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Zekat, fitre ve Allah rızası yardımlardan biriken sermayelerle taştan bina dikenleri, toplumsal yükselişe davet etmek, cüzzamlı bir tanık gibi taşlanmıştır. Bu devrin yüzsüzlüklerine şahit olanları koruyan "bir tanık programı", hortumculardan çıkan itirafçıları korumaya alan bir yasa çıkmamıştır. Kim milyarlık yatlara bakıp bakıp Fatih olmaktadır? Yolculuğunu yapayalnız sürdürenler, bir göçün artçıları sanki, yanında yöresinde kimse yoktur. Biçimsiz camilerin, kaba devasa belediye anıtlarının vicdanıdır sanki, sürekli sürgüne gidiyor. Her yola çıkan, "Güneşe göç var da /Kalan biz miyiz?" diye bir acı terennüm sahibidir artık. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Okuduğumuz kitaplardan ambara ne koyduysak gidip ortadoğulu köylülerin saban izlerine ekeceğiz, okul önlerinde esrar satanlar gibi polis takibini göze alıp oltalara takılan çocukları kitap ve sevda türküleri ile zehirleyeceğiz. Dergilerden afyon tarlası kurup, her dadananı iflâh etmeyen bir maceraya sürükleyeceğiz. Bu tarlalara dadananlardan kimileri kokaine terfi edip büyük sermayenin yaldızlı dergilerinde, cemaatimizden aşırdıklarını satarak büyük rantlar elde edecek, ama mutlu olamayacak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Afganistan, Pakistan, Mısır, Suriye, Irak, Tunus, Sudan, Cezayir, İran kıraçlarından getirilen cılız tohumları bütün bir Türkiye'ye ektiler. Saksılarda büyütmek için büyük yatırımlar yaptılar. Medine vesikası gibi hatıralarla "mansiyon" ödülü aldılar. hepsi iklime, toprağa, zamana uyumsuzluktan soldu, kurudu, botanik bahçelerinde unutuldu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;İbrahim milletinin değerleri ve bu toprağın tohumları, gönlümüzün kuyumcu kasalarında saklanıyor, Moda çayevinde iki gence aktarılıyor ya da bir polis-mafya-siyasetçi üçgeninin merkezine sancak gibi dikiliyor. Ahlakın isyanı, öncelikle ahlak tacirlerine ve din simsarlarınadır. Artık Dirilişin amentüsü, Kabbalanın sırlarıdır. En gizli ritüellerin baştacı, şeref misafiridir. Medyanın kör noktasında ve siyasilerin çok uzağındadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Bütün sırlarımızı, en güçlü fırtınalarda, şehirlerin cumhuriyet meydanlarında rüzgarın önüne katacağız, bozkırlarda türkü söyleyen çobanların ağızlarına katacağız, bir fay hattında arayacağız görkemini, kambiyo senetlerini kabul eden banka kasalarında saklayacağız.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kadri kıymetini bilmeyenlere açık etmeyeceğiz artık ve mahsup etmeyeceğiz hiçbir alacağımıza. Onu sabah şarkılarının en mutena nakaratına katacak, akşam seanslarında neonlu lâmbaların gözbebeğine tıkacağız, Prime time'larin en avami dizilerinin jeneriğine korsan bir yazılımla ekleyeceğiz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Söyleyin bize, yasaklansaydı ne olurdu sözümüzün akıbeti? Söylemek risk olmaktan çıkınca mı anlam kaybına uğradı cihat çağrılarımız. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Tanrıya şükür belediye otobüsleri gibi, hep aynı yolu arşınlarız durmadan. Kimisi beş yapar devrini, kimisi sonsuz. Doğal gaza katılan sarımsak kokusu gibiyiz biz. Bir arıza olmadan kokusunu alamazlar, sesini duyamazlar, hayalini göremezler. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kim bizim ideallerimizi bir sabah vakti çöp kamyonlarına attı. Çöplüklerden ekmeğini kazananlar dışında kim aramaktadır en kıymetli kayıplarımızı. Manevi mimarlar yerini toplum mühendislerine ne zaman terketti?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Ve kim buna bakıp bir damla gözyaşı döktü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kim gözyaşı medeniyetlerinde boğuldu Dicle ve Fırat sahillerinde.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kim yaklaşmaktadır aşkın gerçeğine, kim, hergün bir medya davetine katılıp hiç bir şey söylemeden dönenler mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Yoksa yalnızlığın en sessiz yerinde seslerine bir karşılık almadan ağlayanlar mı? Kim bekliyor yeni bin yılın müceddidini, ilk önce kim görüp haber verebilecek? Taş binalarda korunmaya alınanlar mı yoksa ufka gözlerini dikip gerçeğin gemisi gelecek diye çıplak bakışlarına bütün anlamları yükleyenler mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kim buğday talebinden nefes talebine terfi edecek? Ve kırk yıl bu milletin dergâhına eğri odun taşıyacak?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kendisini ve gerçeğini taşıyacak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Bütün ağırlığı ve acılığı ile.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:Courier New;font-size:85%;"&gt;Kim? &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-3332818131764690080?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/3332818131764690080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=3332818131764690080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/3332818131764690080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/3332818131764690080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2010/01/21yuzyl-sarklar.html' title='21.Yüzyıl Şarkıları'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-1421856062474320627</id><published>2010-01-13T01:40:00.000-08:00</published><updated>2010-01-13T01:44:59.117-08:00</updated><title type='text'>ADALET ÖLMEZ</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Mustafa EVERDİ&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;22.05.2001 &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;"Işık doğudan kanun batıdan gelir" demişler Romalılar. Kanunlarımız batıdan geliyordu, ulaşmak istediğimiz "muasır medeniyet seviyesi" idi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Batıdan gelen her değer için bağrımıza taş bastık, inançlarımızın kamusal hayattan dışlanıp vicdanlara itilmesinin baskısını yaşadık.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Bütün mütekebbir tavırlara bakarak bugün içinde bulunduğu duruma Bakarak "biriniz birinizden biriniz ABD'den bulun" mu diyeceğiz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Yoksa sorumluluk duyarak yeni toplumsal rollere mi soyunacağız? Soyunsak bile kendimize bir muhatap bulabilecek miyiz yoksa kendi kendimize gelin güvey mi olacağız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Milletin değerlerine ve evlatlarına kapalı kalan despotlara mı yaklaşacağız? Haydar Baş grubunun ve &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Meltem TV'nin yaptığı gibi? Perinçek Grubunun türevi olmaya mı soyunacağız? Yoksa ABD ve AB'den güç alanların demokrasi ve siyaset değerlerine alkış tutarak onların adaletine mi sığınacağız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Türkiye'nin kafası karışık. Enis Öksüz'ün siyasetin gücünü azalttığı, zamanın farkında olmadığı için denetim imkanlarını kaybettiği için direndiğine mi karar vereceğiz yoksa milli bir refleks olarak "manda"cılığa karşı geldiğine mi karar vereceğiz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Arnold Toynbe'nin "zealot" ve "herodian" tanımlarına müracaatla, Enis Öksüz'le ancak makinalı silaha ok ve kılıçla karşı çıkmak, Kemal Derviş'le batıya ancak işçi ve pazarına tüketici olmak &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;tercihi arasında sıkışmış halde içgüdülerimiz ile aklımız arasında bir patolojik bunalıma mı itileceğiz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Yoksa, milletin hesabı tutmaz ama ahı tutar diye olanlara bakarak seyirci koltuğunda kahvelerimizi içerek biriniz ABD'den biriniz Allah'tan bulun diye mi şükredeceğiz. Yoksa bu devirde hiçbir milletvekili, bakan, yüksek bürokratın akrabası, oğlu, kızı değiliz, diye bizi koruyan ve ateşten gömlekten uzak tutan çizgimizi sabit ve istikrarlı bir duruşa mı çevireceğiz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Rol ve sembollerin dağıtımında milletin değerlerini ve evlatlarını uzak tutan "ensest" bir yönetimin sonunun ancak bu kadar zillete düşebileceğine karar vererek biz demiştik öğünmesi içinde mi olacağız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;George W Bush'un mektubuna bakarak; "Biz saz çaldık siz oynamadınız Biz yas tuttuk siz ağlamadınız" Diyerek kenarda mı duracağız? Olup bitenlerin bizi, çocuklarımızı ve torunlarımızı yaralayan, idrakimize "deli gömleği" giydiren yeni bir dönem olduğunu anlayıp kendi çaldığımız saza oynayan, kendi yas ve kederimize ağlayan bir istikamet içinde mi olacağız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Devletin küçülmesinden bahsedenlere katılarak güçsüz, aciz, dizleri üzerine çökertilmiş bir devletin yeteri kadar küçüldüğüne karar vererek bu kadar da olmaz diyerek yerimizden doğrulup, Osman Gazi'nin Vasiyetine yeniden kulak mı vereceğiz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Güçsüz iktidarlar zorba ve diktatörler kadar zulme yol açabilir olduğunu anlayıp "Güçlü Devlet-Milli İktidar" sloganının Türkiye'nin yeni çıkışına bir çözüm olduğuna mı karar vereceğiz? Eğer milletvekili olmanın, bakan-başbakan olmanın milleti temsil noktasında bir şerefi varsa bir de temsil namusu olduğunu unutanlara inat, aydın olmanın milletin sesi ve namusu olduğuna karar verip yerimizden mi doğrulacağız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Devlet küçülürse; 1-Hukuku tanımayan ve ona boyun eğmeyen kişi/grup/oluşumlar ortaya çıkar &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;2-İlişkilerinde ve işlerinde hukukun, kanunun ve hâkimin hükmünü kabul etmeyenler zuhur eder. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;3-Kendisi kazanmadığı halde malları gasp eden, kendisi hakkından fazlasını aldığı halde başkalarına gereğinden azını veren iktidarlar vücut bulur. Diyenlerin haklı olup olmadığı konusunda düşünmekten kendimizi alıkoyacak mıyız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Tarih hafızaya, ilim zekâya, sanat içsel ilhama seslenirse adalet vicdana seslenir. Bireysel vicdanlarımız uyuşursa kamusal vicdan kötürüm olur. Bugün Türkiye'de her alanda olduğu gibi kamusal vicdan duyarlılığını yitirmiştir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Aristo, Büyük İskender'e güç veren akıl ve ilimdir. Bugün İskender'ler, Fatihler, M. Kemaller çıkmıyorsa Türkiye'den bir Aristo çıkmadığı içindir, diyebilecek miyiz?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Aristo adaleti; 1-Malların ve itibarların dağıtımında, 2-Alım-satım ve değişim gibi iradeyle yapılan işlerde 3-Haksızlık ve tecavüz bulunan şeylerde aramaktadır. Kelime anlamı olarak adalet:"aşırı uçların ortasında bir yer alıp eksik ve fazlayı orta yola getirmek, yüklerde denklik, ağırlıklarda ölçülülüktür. Bu anlamı aradığımızda şehirlerde seyreden otomobil sayısı ile değil, ülkede güvenlik ve huzur içinde yaşayan insan sayısı ile, mahkemesinde, hastanesinde, mektebinde ve pazar yerinde zengin ve fakir, güçlü ve güçsüz, kadın -erkek ayrımı yapılıp yapılmadığına da bakan bir adalet anlayışı içinde olup olmadığımızı sorgulayıp bu anlayışı egemen kılmak için bir çaba gösterme zaruretini duyacak mıyız?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Batıdan, demokrasi, insan hak ve hürriyetleri bekleyenler, eğer bu gelecekler için ABD para yardımı (borcu) verilmesinden daha fazla şart koştuklarını anlamak istemiyorlarsa kendi çaldığımız saza oynayıp kendi yasımıza ağlamaktan başka çare kalmış mıdır? Milli devlet milletin yüzyıllar içinden devredile gelen değerlerinin ve milletin iradesinin egemen olduğu devlettir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Güçlü milli bir devleti gerçekleştirmeye engel olanlar ister Atlantik ötesinin temsilcileri ister yerli despotlar olsun farkları kalmamıştır. Milletten güç almayanlar ve millete devletin gücünü aktarmayanlar egemen batı karşısında çaresiz bir bebek gibi teslim olmak zorunda kalmışlardır/kalacaklardır. Millete teslim olmak batıya teslim olmaktan daha zor gelmeyenlerle ittifak yapmak için başka hiçbir engel kalmamıştır. Böyle bir ittifakın temelini atacaklar, Amerikan yardımları ile değil &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;"Misak-ı Millî" yemini ile işe başlayacaklardır. Tarihte olduğu gibi. İbret alınmazsa tarih tekerrür eder ama ibret alınmazsa da Adalet Ölmez. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Adaleti Türkiye'de bir bakanlığın adı olmaktan çıkarıp gerçek ve kapsamlı anlamına ulaştırmadan ortak bir zemin bulmak mümkün olmayacaktır. Bu da bir hamaset. Adalet ölür diyenler Türkiye'nin görünen yüzüne bakarak haklı çıkabilirler. Türkiye bugün haklı çıkanlarla "hakikati arayanlar" arasında bir yarış ve rekabete açılmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;Haklı olmayı seçenler haklılığın tadını çıkaracakları bir zemin de bulamazlarsa o zaman yeniden sesleneceğiz: Hakikat adalet gibidir. Yanına çekemezsin ancak ona yakın düşmek &lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;ve hakikate ulaşmak vardır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm auto" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Courier New'"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-1421856062474320627?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/1421856062474320627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=1421856062474320627' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/1421856062474320627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/1421856062474320627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2010/01/adalet-olmez.html' title='ADALET ÖLMEZ'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-8595325492439082160</id><published>2009-08-27T04:31:00.000-07:00</published><updated>2009-08-27T04:41:25.055-07:00</updated><title type='text'>ORUÇ TUTAR SİZİ TÜRKİYE'DE</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:Tahoma;font-size:18px;"&gt;Mustafa EVERDİ&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Türkiye yeni bir döneme hazırlanıyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Milletimiz bu yeni dönemin beklentisi içindedir.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=" font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Gelen ne kişiye özel müjdeli bir haberdir, ne bir piyango ikramiyesidir ne de bulunmuş bir maldır.  Daha yükseklerden, yücelerden bütün insanlığa  gelen ve müslümanlara emredilen bir eylemin devr-i daim mevsimidir. Artık Türkiye bütün İslam Dünyası ile birlikte sahura kalkacak, oruç tutacak ve iftar bereketleri ile hayata katılacak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Türkiye ağustosun ortasında müminleri kendi özüne, kalbine, gönlüne bakıp yaralarını onarmasını istiyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Gizliden sınava tabi tutuyor.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Güneş yaktı ama mahsul bol oldu bu sene. Topraktan çıkan nimetler evlere taşındı, ambarlara dolduruldu, ofise teslim edildi. Teslimden itibaren bir ayı dolanlar devletten paralarını almaya başladılar. Tüccara  satıldı.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Camiler teravih için bizi bekliyor. Sahurda davulcular uyanmamız için tokmağı daha bir hırsla vuruyorlar. Evlerde bir telaş; sahur ve iftar yemekleri için hazırlıklar yapan mümine kadınlar önümüze bereket sofraları sunuyorlar. Müezzinler yanık seslerle okudukları kasetleri döndürüyorlar. Minare tırmanmak, döner merdivenleri çıkmak, her yetişenin ezan ve sala okuduğu devirler geçip gitti. Makam ve usul içinde tadili erkana uyan ezanlar bizi kendine çağırıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Camilerde imamlar bizzat ve bedenen hazırlar. Bizimle yatıp kalkıyorlar. Cemaatin enerjisi imamlara geçiyor, orada oluşan sinerji bütün Türkiye'ye yayılıyor.&lt;/span&gt;&lt;span style=" font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Bakalım biz oruç mu tutacağız? Yoksa oruç bizi mi tutacak?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Sahi kim kimi tutar acaba?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Bizim orucu tutmamız aç kalıp orucu bozan eylemlerden kaçınmaktır. Güzellikler varsa dışarı taşandır. Ben orucum, sinirliyim, diye başlayan konuşmalar edebe aykırı ve oruç tutana yakışmayandır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Orucun bizi tutması; işte beklentimiz budur?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Oruç bizi tutarsa; insan melekleşir, günahkâr eylemleri bırakın  aykırı düşüncelerden bile uzaklaşır. Oruç bizi tutarsa günaha adım atamaz, yalan söyleyemez ve haksızlık yapamazsınız. Oruç sizi tutarsa eylem geliştirmek mümkündür artık. İnsanlığa bir eylemlilik, İslam âlemine bir sesleniş ve Türkiye kendisine yeten bir nefesleniş bulmuş demektir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Artık paylaştığımız sevgidir. Sevgi görünmez; biz bunu ekmeklere, yemeklere, çaylara katıp ikram ederiz birbirimize. Görünmez ama ambarlarımızı, evlerimizi, yüreklerimizi doldurandır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language: TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Türkiye semalarında her gece bir nur iner ve kısmeti oranında dağılır evlere.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Kimse farkında olmaz. Olanlar bunu söylemez. Yazan haddi aştığından yazar.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Kul, malına, mülküne, evlatlarına, makamına güvenmeye başlayınca azar.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Bir rahimde yapışık bir etten çoğalan insan bu kibre nasıl ulaşır?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Bizi topraktan yaratan mayamıza sevgi katandır, cömertlik dostluk vefa.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Türkiye bizi kuşatandır ve oruç bizi Tutan?&lt;/span&gt;&lt;span style=" font-family:&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Tahoma;font-size:180%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:18px;"&gt;Kuşatan sınırlayandır, Misakı Millîde mukayyet tutan. Oysa beklentimiz oruç olsun bizi tutan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Tahoma&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-Times New Roman&amp;quot;;mso-fareast-language:TRfont-family:&amp;quot;;font-size:13.5pt;"&gt;Daha ne ister insan?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-8595325492439082160?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/8595325492439082160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=8595325492439082160' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/8595325492439082160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/8595325492439082160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2009/08/oruc-tutar-sizi-turkiyede.html' title='ORUÇ TUTAR SİZİ TÜRKİYE&apos;DE'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5313118234696887333.post-4405456566419220082</id><published>2009-01-28T01:07:00.000-08:00</published><updated>2009-08-27T04:29:57.351-07:00</updated><title type='text'>TUTARLILIK</title><content type='html'>Mustafa EVERDİ&lt;br /&gt;Kelime anlamı; “tutarlı olma durumu, insicamlılık”tır. İnsicam; “şeylerin, düşüncelerin ortak bir ilkeyle, bağıntı, düzen, kavram ya da fikirle birbirine bağlanmış olması durumu, mantıklı bir bütünün parçaları, ögeleri arasında bağlantı ve uyum bulunması hali” olarak tanımlanmış.&lt;br /&gt;Tutarlılık, insanın düşündüklerinin, &lt;a href="file:///soyle/"&gt;söyle&lt;/a&gt;diklerinin ve davranışlarının tam ahenk içinde olmalarıdır... Örneğin, içinden gelerek “iyiyim” &lt;a href="file:///demek/"&gt;demek&lt;/a&gt;, üzgünse üzgünlüğünü mimiklerine, &lt;a href="file:///soyle/"&gt;söyle&lt;/a&gt;mlerine de yansıtması ve kalbinin gerçekten bu üzgün olmayı yaşamasıdır.&lt;br /&gt;Rol yapmadan dürüstçe kimseden çekinmeden davranabilmesi... Tutarlı insan, bu üzülür diye davranışlarından, fikirlerinden ödün vermez... Velev ki nezaket icabı olsun. Psikiyatrlara sorarsan aslında tüm psikolojik rahatsızlıkların temelinde tutarsızlık yattığını söylerler.. Onun için &lt;a href="file:///insan/"&gt;insan&lt;/a&gt;oğlu kendi &lt;a href="file:///saygi/"&gt;saygı&lt;/a&gt;nlığını, sağlığını düşünerek tutarlı davranmalıdır.&lt;br /&gt;Tutarlılığı değişik bağlamlarda ele alabiliriz.&lt;br /&gt;Dil Bağlamında tutarlılık;&lt;br /&gt;Bir insanın konuşması, düşünceleri ve yazısında dil bakımından bir tutarlılık olmalıdır. Bu tutarlılık ortaya çıkan metnin içinde ele alınmıştır. Bir metnin tutarlılık özelliklerini gösterebilmesi için dört kurala uyulması gerektiğinden söz edilir.&lt;br /&gt;Bunlar, yineleme, ilerleme, çelişkin olmama ve bağıntılılıktır&lt;br /&gt;Bir konuşmada veya yazıda konuyu anlatan cümleler birbirini takip eden aynı konudan söz eden bir ilerleme içinde olmalıdır. Başladığı yerden meramını ifade eden bir ilerleme olmalı ve cümleler çelişkili olmamalı ve birbiriyle bağıntılı olmalıdır. Anlamsız tekrarlar bile tutarlılığı zedeler. Bu kurallar dilsel ögeler arasında değildir. Ancak metnin derin yapısında oluşan anlamlar arasındaki mantıksal bağlantı bulunması gerekir ve bu tutarlılıkla sağlanır.&lt;br /&gt;“İlk önce iki bardak unu bir kaba dökeceksin. Sonra televizyonu kapatacaksın, başka bir deyişle, perdeleri açacaksın. Ekrandan uzaklaşacaksın, daha sonra, kaba iki yumurta kıracaksın (...)” Bu sözcük dizisinin artgönderimler (televizyon-ekran, kap) ve bağlantı öğeleri (ilk önce, sonra, başka bir deyişle, daha sonra) içermesine karşın, herhangi bir özel bağlam içinde bulunmadığı sürece, mantıksal ve anlamsal açıdan bir bütün oluşturmadığı ve tutarlı olmadığı görülmektedir.&lt;br /&gt;“Tutarlılık anlam parçalarının metne konu olan izleğin etrafında bütünlük ve süreklilik oluşturacak biçimde gelişerek birbirlerine eklenmesini sağlar; bu da, metin evreninin biçimini belirleyen ve ussal bir yapı olarak tasarlanan kavramların kabul edilebilirliğini önvarsayar.” Görüldüğü gibi, tutarlılık söz konusu oldu­ğunda, metinde sözü edilen izleğin dil dışı dünya gerçeklikleriyle kurduğu ilişkilerin incelenmesi gerekmek­tedir.&lt;br /&gt;Tutarlılık ilk bakışta metnin yüzeyinden algılanamaz, belli bir yorum süreci gerektirir. Bu yorumu&lt;br /&gt;yapacak kişinin “karmaşık bir belirtiler ağına dayanarak, sahip olduğu dilsel, söylemsel ve ansiklopedik bil­giler bütünlüğünü harekete geçirmesi” gerekmektedir.&lt;br /&gt;Tutarlılık aynı zamanda, tümcelerin birbirlerine göre yorumlanabilmesiyle de oluşur. Metnin hem kendisini üreten özne, hem de alıcısı tarafından aynı ölçüde tutarlı olması için, dış dünya bilgilerinin her ikisi tarafından da paylaşılması gerekmektedir. Yoksa “sağırlar diyalogu” dediğimiz bir düzlem oluşur. Mevlana'da geçen körlerin fil tarifi bile kendi içinde tutarlı kalır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;Anlam Bakımından Tutarlılık;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aynı dil mensupları arasında iletişim tutarlılık sayesinde karşı tarafa ulaşır. Farklı cinsler, coğrafyalar veya inanış ve ideolojilere mensup kişiler arasındaki sağlıklı iletişim böyle mümkün olur. Bu sadece aynı dil mensupları arasındakileri ilgilendirmez. Farklı milletlere ve dillere mensup insanlarla konuşurken de hem metin hem anlam tutarlı olduğu sürece insanlık birbirini anlayabilir.&lt;br /&gt;“Ve Rab Allah, adamın üzerine derin bir uyku getirdi ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı ve yerini etle kapadı; Ve Rab Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve onu adama getirdi. (Eski Ahit Bab 2/22-23)&lt;br /&gt;“Hayır aslında onlar ahiretten korkmuyorlar. Asla! Bilsinler ki bu, gerçekten ikazdır! Dileyen ondan öğüt alır. Bununla beraber, Allah dilemeksizin onlar öğüt alamazlar, sakınılmaya layık olan o'dur, mağfiret sahibi de odur. (Kuranı Kerim Müddessir Suresi 54-56. Ayet)&lt;br /&gt;“Düşmanlarından bazıları, onun etkili büyüleri yüzünden hasta düşüp ufalmışlar, bazıları da hem yaşamları hem de vücutlarıyla birlikte gizlice ortadan kaybolmuşlardı; öyle ki, insanlar onlara ait tek bir kemik bile bulamadan, boşu boşuna arandılar. Söylentilere göre, eski kahramanların sanatına ya da tanrı vergisi hünerine sahipti; onu geceleri dağlarda, bir uçurumdan diğerine atlaya atlaya gezerken görenler olmuştu.(Sesler Adacağı, Stevenson, Babil kitaplığı Dost Kitabevi Y. s.16”)&lt;br /&gt;“Mr. Kernan kasılarak dedi ki;&lt;br /&gt;-Ben yeniden dirilmeyim, yaşamım ben. Ta kalbine işliyor bu söz insanın.&lt;br /&gt;-Öyle, dedi Mr. Blodm&lt;br /&gt;Senin kalbine belki ama ya imam kayığında eşşek cennetini boylayan o garibanın ödediği bedel? Orası karıştırılmayacak. Sevgilerin mahreci. Yaralı kalp. Salt tulumba bir, her gün binlerce galon kan pompalayan. Bir gün gelip tıkanıveriyor; buyurun cenaze namazına. Çoğu burda yatıp dururlar:Akciğerler, yürekler, karaciğerler. Köhnemiş paslı tulumbalar: Ötesini boş ver. Yeniden dirilme ve yaşam. Bir kez öldün mü ölüsün artık. O mahşer günü dedikleri. Herkes apar topar fırlayacak mezarlarından. Gel bakalım, Lazarus.”ULysses, James Joyce, s.139&lt;br /&gt;Buna karşılık aşağıdaki yazılarda bir tutarsızlık görmüyor musunuz?&lt;br /&gt;“Annesinden doğduğunda kimse solcu olmaz. İçinde bir dengesizlik olacaktır. Bu ya bir seks sorunudur, ya bir yaşam sorunudur, ya anne-baba sorunudur.&lt;br /&gt;Hiçbir sorunu olmayan insan solcu olmaz. Ama solculuk öyle bir meslektir ki, bunları alır düzen sorununa bağlar.”(Yalçın Küçük, Aforizmalar, s.245 Arkadaş Y)&lt;br /&gt;“Laiklik ilkesinin kabulü ile dogmatik değerlerin yerine akla ve bilime dayanan değerler geçmiş, dinsel duygular sahibinin vicdanında dokunulmaz yerini almıştır. Değişik inançlara sahip olanlar, birlikte yaşama gereğini benimseyerek devletin kendilerine karşı eşit yaklaşımından güven duymuşlardır. Böylece, iç barışı sağlanarak vatandaşlar, ulus bilinciyle, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Ulusu'nun bireyleri olmuşlardır. hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesi, gücünü laiklikten almış, milliyetçilik laiklik ilkesiyle tamamlanmış, Türk Devrimi laiklikle anlam kazanmıştır.” (Anayasa Mahkemesi; 22.06.2001 gün ve E:1999/2 K: 2001/2 sayılı kararı)&lt;br /&gt;“Hem gayet katî bir surette hissettim ve o şuur-u imanı ile hakkalyakîn bildim ki, fıtratımda çok şiddetli olan aşk-ı beka, Bâki-i Zülkemâlin bekasına, varlığına iki cihetle bakarken, enâniyetin perde çekmesiyle mahbubunu kaçırmış, aynasına perestiş etmiş bir serseme dönmüş gördüm. Ve o çok derin ve kuvvetli aşk-ı beka, bizzat ve sebepsiz, fıtraten sevilen ve perestiş edilen kemâl-i mutlak bir isminin gölgesi vasıtasıyla mahiyetimde hükmedip o aşk-ı bekayı vermiş. Ve muhabbet için hiçbir illet ve hiçbir garazı ve zâtından başka hiçbir sebep iktiza etmeyen kemâl-i Zâtı perestişe kâfi ve vâfi iken, sâbıkan beyan ettiğimiz ve her birisine bir hayat ve bir beka değil, belki elden gelse binler hayat-ı dünyevîye ve beka feda edilmeye lâyık olan mezkûr bâki meyveleri dahi ihsan etmekle, o fıtrî aşkı şiddetlendirmiş hissettim. “ Saidi Nursi Şualar s. 61&lt;br /&gt;“Kadim dünyada "logos", mümkün olduğu kadar bir "iç logos", yani "tefekkür" olarak değerlenir. "Dış logos", yani "konuşma", "iç logos"un hakimiyeti altındadır ve ona uygun olmak durumundadır. Kısacası konuşmak, bağımsız bir eylem değildir. Antik dünyada Grekler en fazla konuşan topluluktu. belki de. Bu, biraz da agora kültürünün tabiatından geliyor. Agoralar her zaman söz'ün zıvanadan çıktığı, taşkın ve mutantan yerler olagelmiştir. Oralarda her çeşit inanışın insanı cirit atar. Grekler de ticareti iyi bilirlerdi. Agoradaki çeşitlilik ve farklı hakikatlerin varlığı onlarda görecelilik fikrinin büyüsünü doğurmuş olsa gerekir. Sofistler, bu işi en ileri götüren düşünce çevresini ifade eder. Protogoras'ın hakikati kişiselleştiren yaklaşımı, bir bakıma "dış logos"a, "iç logos" karşısında bir serbestlik kazandırıyor, kişisellik dışı hakikatten kopan söz, doğan açığı belagatle,hitabetle dolduruyordu. Bununla da bitmiyor. Atina'da agoranın tabiatı sofistlerle birlikte,politikanın pazarlanması anlamında Pynx'e taşınıyordu. Ama bu dolgunun zayıf bir malzeme olduğunu Sokrates ortaya çıkardı. Onun diyalektik akıl yürütmelerinin ürünü olan sorgulamaları, sofistlerin kumdan kalelerini yerle bir etti. Sokrates, sofistlerin kişiselleştirerek tahrip ettiği "dış logos"u, matematiksel hakikatle özdeş gördüğü "iç logos"la yeniden ilişkilendiriyordu”(Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün Zaman 12.10.2008 Pazar Salih Akdemir, bu tercümenin semantik bir değişmeyi atladığını, Kur'an'ın nazil olduğu dönemin Arapçasında "İkra'nın "(Onlara hakikati) anlat" anlamına geldiğini ifade ediyor. Bu durumda hakikat boş sözle, içeriksiz hitabetle, ortaya konamaz. Kendi içinde tutarlılığı anlam bütünlüğü olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;a name="Blog1"&gt;&lt;/a&gt;O nedenle “&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;tutarlılık bilmekten daha önemlidir insan için&lt;/a&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;” diyorlar.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;&lt;strong&gt;Ahlakî Tutarlılık&lt;/strong&gt; &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;em&gt;İnsanın inandığı gibi yaşaması, yaşadığı gibi inanması, sözü ile özünün bir olması, göründüğü gibi olması ve olduğu gibi görünmesidir.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;em&gt;Evrensel Ahlaki Tutarlılık; hangi milletten olursan, hangi dine inanırsan, zamanın hangi döneminde yaşarsan yaşa her yerde ve zamanda geçerli değerlere bağlı olduğunu gösteren bir davranış biçimidir. İyi insan olmak, Türkiye'de veya Peru'da hemen hemen aynı ilkelerle mümkündür. İnsan öldürme, hırsızlık yapma, eziyet işkence uygulama gibi. Türkiye'de iyi insan olan biri Peru'da da iyi insan sayılabiliyorsa bu evrensel ahlaki tutarlılıktır&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;Siyasi Tutarlılık için söylenecek temel kurallar ise; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;1.Söylem ve eylemler arasında uyum olması&lt;/a&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt; &lt;/a&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;Siyasetçinin düşünce yapısı, siyaset felsefesi, politik argümanları ve politik pratikleri arasında uyum olması, inandırıcılık açısından bir zorunluluktur. “&lt;/a&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz` sözü, uygulamaların ideolojik söylemlerden daha baskın bir tanımlayıcı olduğunu gösterir.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazarlamakosesi.blogspot.com/2008/06/tutarllk-bilmekten-daha-nemlidir-insan.html"&gt;2. Farklı zaman ve mekanlardaki söylemlerin birbirine uygun olması. Siyasetçinin bir yerde konuştuğuyla başka yerde konuştuğu, bir zaman yaptığı ile başka zaman yaptıkları arasında tenakuz olması, tutarlılığı ortadan kaldırır.&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5313118234696887333-4405456566419220082?l=meverdi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://meverdi.blogspot.com/feeds/4405456566419220082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5313118234696887333&amp;postID=4405456566419220082' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/4405456566419220082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5313118234696887333/posts/default/4405456566419220082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://meverdi.blogspot.com/2009/01/tutarlilik.html' title='TUTARLILIK'/><author><name>Mustafa EVERDİ</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16747773723789761955</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
